Sürdürülebilir teknoloji patentleri

Avrupa patent ofisinin ücretsiz patent araştırma servisi espacenet, çevreci, sürdürülebilir teknolojiler ile ilgili yeni patent sınıflandırma numarası Y02 ile araştırma yapılabileceğini duyurdu.

Artık çevreci teknolojiler (iklim değişikliğine karşı uygulamalar veya teknolojiler) ile ilgili en son patentlere daha kolay ulaşabileceksiniz.

Devlet eliyle cinayet

inhumane state terror by israel

Kümülatif, açık ve kullanıcı inovasyonu

Avrupa’da yılın mucitleri – Su tasarrufu

Avrupa’da yılın mucitleri ödülleri Avrupa Patent Ofisi tarafından düzenlenen görkemli bir törenle her yıl sahiplerini buluyor. Ödül verilen buluş sahiplerinin hikayeleri bizim için güzel birer inovasyon örneği oluşturuyor.

2010 yılı adayları belli oldu. Sizinle bazı finalist mucitleri ve başarı hikayelerini paylaşacağım.

Sanayi alanında finalistlerden ilki, İsviçreli bir firma tarafından pazarlanan ve musluklar için su jeti olan Neoperl adlı bir ürünün mucitleri Alman mühendisler  Hermann Grether ve Christoph Weis.

Temiz içme suyu, gün geçtikçe daha zor bulunan bir kaynak haline geliyor. Dünyada şu anda  mevcut tatlısu rezervinin %30′unu kullanılıyor. Kaynakların kirlenmesi devam ediyorken, 2025′de bu oranın %70′e yükselmesi bekleniyor. Temiz suyun büyük kısmı, ev işleri esnasında lavabodan akıp gidiyor; örneğin el yıkamak için dakikada 7 litre ve duş için dakikada yaklaşık 12 litre.

Alman mühendisler, Hermann Grether ve Christoph Weis, su tasarrufunu yerinde yapmak için su ve havayı karıştıran yeni ve sürdürülebilir bir tapa geliştirdi. Bu cihaz “aeratör, havalandırıcı” özellikleri gösteren ve evinizdeki musluğa kolayca takılabilen özelliklerdedir.

Havalandırıcı tasarımı, çok zekice bir sır içerir: bir sıra plastik elek plakası, su akışını yavaşlatır ve tek kola dönmeden önce  akışı ayrı kollara böler.  Bu durumda, daha az su kullanacak şekilde akışa hava eklenir ve akış hacimli olur.

Buluştan önce, havalandırıcılar pahalı metal esaslı insertlerdi. Ancak Grether ve Weis’in geliştirdiği plastikten plakalar sadece daha ucuz değil, aynı zamanda daha yumuşak bir su akışı sağladı.

Buluş, Neoperl firması tarafından 2003′ten beri dünyanın 60 ülkesine satıldı. Sistem, hızlı bir ticari başarı sağladı. İlk yıl, yıllık satış rakamı 80 milyon Euroyu buldu. Firmanın, bu kısa zamanda ürünle ilgili 427 patent yayını var.

Development Water dergisine göre, yeni su havalandırıcılar evdeki su tüketimini %50′ye varan oranda azaltıyor. Neoperl, yılda 50 ila 100 milyon su havalandırıcı üretiyor ve bu alanda uluslararası pazarın lideri.

2008′de şirket satışları 130 milyon Euroyu aştı ve Avrupa, ABD, Asyadaki dağıtım ve üretim tesislerinde çalışan sayısı 600′e ulaştı.

Geçmişindeki 30 yıllık tecrübesiyle, Hermann Grether Neoperl’de teknik tasarım ve inovasyon konusunda çalışıyor. Christoph Weis ise şirketin araştırma ve geliştirme departmanını yönetiyor. Kaynak epo.org, çeviri, derleme: inovasyon.com

2010 İmalat alanında inovasyon listesi

Amerika’daki Makine Mühendisleri Topluluğu (SME) imalat yöntemlerinizin değişmesine neden olabilecek inovasyonları içeren 2010 yılı listesini yayınladı.

Listede yer alan yenilikler, RFID etiketlerinin maliyetlerinde %80′e varan azalma, nano fiber üretim maliyetlerinde azalma ve elektronik cihazların tasarım yöntemini değiştirmeye yardımcı olacak yenilikler içeriyor.

SME inovasyon izleme komitesinin görevi, teknoloji alanında son inovasyonları taramak ve yaygınlaştırma yöntemlerini araştırmak. 2010 yılı imalat alanı inovasyon listesi şu şekilde:

1. Yazdırılabilir RFID etiketleri. Mevcut RFID etiketlerinin her biri ortalama 15 cent iken yeni baskı RFID etiketleri üreticilere bir tanesini üç cente mâl etme ile bu maliyetleri %80 civarında azaltma potansiyeli veriyor. Komite üyelerinden “Terry Wohlers, bu yeni yazdırılabilir etiketler bir sakız paketine sığabilecek kadar ince ve esnek” diyor.  ”Bu gelişme daha fazla tüketicinin kullanımına imkan verecek. Örneğin RFID tarayıcılı cep telefonları sıra beklemeksizin ürünlerin ödemesini yapabilmenize imkan verebilir.”

2. Nanoporoz Silikon Elektrotlar. Elektrikli arabalara olan talep artıyor ancak mevcut lityum-ion bataryalar sadece 30 dakika şarj sağlıyor. Nanoporoz Silikon Elektrotlar bataryaların 10 kat daha fazla şarj depolamasını sağlayabilir. LG Chem, 3M ve Sanyo teknolojiyi şimdiden test etmeye başladı. Elektrotlar, benzer kapasitedeki doğru katotlarla eşleştirildiğinde bir arabanın 3-4 saat çalışmasına yardımcı olabiliyor.  Nanoporoz silikon elektrotlar taşınabilir cihazlar için de gelecek vaadediyor.

3. Silikon Karbit (Silicon Carbide, SiC). Aşırı sıcaklıklara dayanabilmeleri ile SiC elektronikler, yüksek güç performansına sahip hibrit araçlar ve rüzgar türbinlerinde  kullanılmaya başladı. SiC’ler 600°C’de bile çalışma potansiyeline sahip. Wohlers’e göre “Bu yeni sıcaklık dayanım yeteneği daha önce mümkün olmayan ürünler ve tasarımlara izin verecek “.

4. Nanotüp Mürekkepler. Yeni nanotüp mürekkepler geri dönüştürülmüş fotokopi kağıdını ekonomik enerji depolama cihazı olarak kullanılabilecek bir yüksek enerji elektroduna dönüştürebiliyor. Bu yüksek enerjili elektrotlar, güçlü, esnek ve yüksek iletkenliğe sahip ve mobil elektronik cihazlara güç sağlamak için kullanılabilir.

5. Makul fiyatlı Nano Lifler. Nano fiber üretimi ucuzluyor. Şu anda malzemelerin mukavemetini arttırarak bisiklet, golf sopaları, tenis raketleri ve ilaç sağlama sistemleri gibi uygulamalarda kullanılan nano lifler üretimi oldukça pahalıydı. Yeni santrifüj force spinning makineleri (Forcespinning) mevcut proseslere göre daha düşük maliyetli bir seri üretimi mümkün kıldı.

6. Kendini onaran Polimerler. Kendini onarma ajanlarına sahip “Akıllı Malzemeler” zor şartlara maruz kalan metalin bakımında kullanılan elastomerler, termosetler, ve toz kaplamalarda uygulanıyor. Petrol ve gaz endüstrisinde, örneğin bu polimerler boru hatlarının pahalı tamir masraflarını düşürebilir.

7. Faz değiştiren polimerler. “Akıllı Malzemeler” ayrıca faz değiştiren polimerleri (PCM) de içeriyor. PCM şimdiden BMW tarafından motorun çalışma sıcaklığında fazla ısının depolanmasında kullanılıyor. Bu ısı motorun bir sonraki soğuk çalıştırılmasında motoru hemen ısıtarak benzin tasarrufu yapılmasına katkıda bulunuyor. Rod Jones, “PCM ayrıca inşaat malzemelerinde evlerin aşırı iklim şartlarında korunmasına yardımcı olmak üzere de kullanılabilir” diyor.

8. Biyo-esaslı Ürün ve Malzemeler. Biyo-esaslı malzemeler ve ürünlerin üretiminde doğal hayat oldukça ilham verici. Otomotiv üretiminde, Ford Mustang ile bir milyona ulaşan soya köpüğünden koltuklar gibi örnekler mevcut. Jones, aynı zamanda “Biyo-esaslı ürünler aynı zamanda yapıştırıcılarda, motor yağlarında ve kaplamalarda da kullanılıyor” diyor.

Patent Ödül Töreni

Aşağıda bahsettiğim 2009 Türk Patent Ödülleri töreninden ve bir önceki gün katıldığım arge merkezi sertifika denetimi ile ilgili birkaç gözlem ve eleştirimi paylaşacağım.

Yeşilköyden 7:10 uçağı ile 8:30 gibi Esenboğa havalimanına vardım. Ankara büromuzdan Aziz Bey ile Sabiha Gökçenden gelen Bay Klein’ı karşıladım ve ödül töreninin yapılacağı  Sheraton Otele geçtik. Ödül töreninin yapılacağı salon büyük olmasına rağmen fazlasıyla doluydu. İlk 5-6 sıra ödül alacaklar ve bürokratlara aitti. Konuklar oturacak yer bulma konusunda biraz sıkıntı yaşadılar.

Hükümetten ve bürokratlardan en üst düzeyde kalabalık bir katılımcı topluluğu vardı. Sn. bakan Kürşat Tüzmen ile ayaküstü görüşerek yerimize geçtik. Görebildiklerim bakanlardan Sn. Mehmet Şimşek, Mehmet Aydın bulunuyordu.

TPE adına başkan Prof. Dr. Habip Asan konuştu. Ardından sayın başbakan konuşması ile yeni buluşların, tasarımların ve markaların tescili ile elde edilen fikri hakların gelişen Türkiye için neler ifade ettiğini, neden bu kadar önemsendiğini çok güzel bir şekilde ifade etti. Etkileyici bir konuşma olduğunu itiraf etmeliyim. Türkiyenin ekonomik gelişmesiyle artık kabuğuna sığamadığını, yeni demokratik ve gelişmiş Türkiye’nin hukuki alt yapısını oluşturmanın zorunluluğunu vurguladı. Marka ve tasarım tescili ile ilgili yeni kanunların meclise sevkedildiğini, patent kanunu üzerinde ise başbakanlıkta çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Şahsen patent kanunundaki bu gecikmeyi yadırgıyorum. Hükümetin en üst düzeyde katılımıyla patent ödülleri veriliyorken hukuki altyapının hala bir kanun hükmünde kararnameye dayanıyor olmasına anlam vermekte zorlanıyorum.

Ödül töreninde Türk Patent Enstitüsüne yapılan ulusal patent sayılarından elde edilerek ortaya çıkan patent ligi 1.si olan Arçelik adına ödülü Koç Holding  CEO’su Bülent Bulgurlu aldı. Hemen ardından ikincilik ödülünü, patent departmanının kurucusu olduğum, BSH Ev Aletleri adına şirketin CEO’su Norbert Klein sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın elinden aldı. 3. olan Ford Otosan’ın ödülünü yine Bülent Bulgurlu kabul etti.

Ardından bir ödül enflasyonu ortaya çıktı. Türk Patent Ödüllerinde ulusal patent liginde yer alan firmaların ödüllendirilmesi beklenir. Ama fotoğrafta da göreceğiniz üzere 30′dan fazla ödül alan var. Vakıfbank’tan RTÜK başkanına, ödül alanları seçen jüri adına ödül alan jüri başkanına, ödül törenini görüntüleyen firmadan bir mermer firmasına kadar herkese ödül vermeye kalkılınca sayın başbakanı oldukça yorduklarını söylemeliyim.

Üstelik bu durum, yeni buluşlarıyla patent üreten firmaların bir anda kalabalık arasında sıradanlaşmalarına neden oldu. Patent ödüllerinde patent üreten ülkemizin güzide kuruluşlarının yöneticileri aile fotoğrafında bile görünmeyecek kadar küçüldü. Sahne ödül alanlara dar geldi. Bu durum ödülün “firmaları buluş yapmaya motive etmek” olması gereken anlamını, “patent kavramının popülerleşmesine katkıda bulunulması” olarak değiştirdiğini, ayrıca marka başvurusu yapanlara patent ödülü verilmesi ile  “markaların patentlenmesi” gibi yanlış algıların, kavram karışıklıklarının ülkemizde kalıcı ve düzeltilemez şekilde oturmasına neden olacağını söylemeliyim.

Çetin seçim sürecinden sonra Avrupa Patent Ofisinin başına geçen Benoît Battistelli de ödül töreninde bir konuşma yaptı. Hiçbir Avrupa ülkesinde patent konusunda hükümetlerin bu kadar üst seviyede bir ödüllendirme yapmadıklarını, bunu çok ilginç bulduğunu ve takdir ettiğini ifade etti.

İlginç buluyor olması, gelişmiş ülkelerde rekabette ayakta kalmak için yeni buluşlar yapılmasının ve bu buluşların pazarda tekel oluşturacak şekilde patentlenmesinin firmalar için bir nevi hayatta kalma şartı olduğundan hükümetin bu konuda firmaları itiyor olmasından ziyade firmaların bu konuyu sürüklüyor olması. Ancak ülkemizde buluşlar ve bunların korunması ile rekabet avantajı elde edilmesinin gerekliliğine yönelik bir inanç, bu tür tanıtım ve cesaretlendirme organizasyonları ile hükümetin itici güç rolü üstlenmesi ile ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu ödül törenini desteklemesi nedeniyle hem sayın başbakana hem de Türk Patent Enstitüsü yetkililerine milli inovasyon sürecine katkıları nedeniyle teşekkür etmek gerekir.

Diğer yandan organizasyonu yapanların, patent ödüllerini en çok patent başvurusu yapanlara verilmesi, diğer kişilere teşekkür etmek gerekiyorsa başka yollarla da bunun yapılabileceğini söyleme ihtiyacı hissediyorum. Zira ünlülere bu ödülü vermenin tek etkisi, patent ödülünün basının magazin sayfalarında yer alması oldu. Halbuki ekonomi gazetelerinde tek bir haber göremedim. Ayrıca marka başvurusu yapan firmalara patent ödülü verilmesi yüzünden ulusal gazetelerde  bu konuda örneğin “Eti patent altın ödülü aldı” haberleriyle karşılaştım. Bildiğim kadarıyla geçen yıl Eti’nin birçok yeni ismi marka olarak tescil ettirmiş olmasına rağmen ulusal patent başvurusuna konu olan bir buluşu yok.

Bunların dışında, bir önceki gün katıldığım arge merkezi sertifikası değerlendirmesiyle ilgili de birkaç hususu paylaşmak istiyorum. BSH Ev Aletleri benim de dâhil olduğum bir çalışma grubunun katkılarıyla ar-ge teşvik yasasından istifade eden arge merkezlerinden ilk sertifika alan kuruluş oldu. Hâliyle ilk denetlemeyi geçiren oldu. Denetleme esnasında firmamızın vergi müdürü Sn. İbrahim İndirkaş’ın sunumunda çok ilgi çeken tespitleri vardı. Arge teşvik yasasında arge harcamalarının tamamının kurumlar vergisinden düşüleceği söyleniyor olsa da gelirler idaresi başkanlığının çıkardığı yönetmeliğe göre gerçekte sadece %20si inebiliyor. Ayrıca SSK işveren payı borcu olmayan firmalardan %15 alınıyorken arge merkezlerinde bu oran %10. Yani büyük bir indirim olduğu söylenemez. Ortaya çıkan vergi indirimi rakamları da bu söylediklerini doğruluyordu. En ilginci ise mevcut düzenlemelerde başarısız olan projelerin daha fazla vergi avantajı sağladığı!!! “Bunun nedeni başarılı projelerin amortismana tabi olması” dedi sayın İndirkaş.

Çin ve bazı Avrupa ülkelerinde bile bizden çok daha etkin arge teşviklerinin bulunduğunu ifade etti. Özellikle uluslararası firmaların ülkemize daha fazla arge yatırımı yapabilmesi için hayati öneme sahip bu mevzuatta acilen gerekli  düzeltmeler yapılmalı ve teşvik oranı daha dikkat çekici hale getirilmeli. Bu durum beyin göçünü tersine çevirmek için de çok önemli.

Yukarıdaki yapıcı eleştirilerimle birlikte şunu da söylemeliyim. Arge faaliyetlerinin artması, buluşların ve patentin özendirilmesi gibi son yıllara özgü gelişmeler bu küçük sorunlara rağmen mutluluk verici. Sayın başbakanın ifade ettiği gibi ülkemizin dünyanın en büyük ilk 10 ülkesi hedefine ilerlemenin gereği olan güzel gelişmeler.

Dönüşüm YHT ile Eskişehir ve oradan Bursa’ya oldu. Daha önce Fransa, Hollanda ve Almanya’da ICE ve TGV ile çeşitli yolculuklar yapan biri olarak Yüksek Hızlı Trenin Avrupa standartlarında olduğuna, inanılmaz konforuna ve TCDDnin hizmetinin yeterli olduğuna şahit oldum. Ulaştırma bakanlığını tebrik eder ve YHT’nin bir an önce İstanbula gelmesini dilerim.

Türk Patent Ödülleri

Türk Patent Enstitüsü tarafından Türkiye’de sınai mülkiyet hakları konusunda farkındalık oluşturmak, ilgili kurum ve kuruluşları, sektör temsilcilerini bir araya getirmek, firmaların marka, patent ve tasarım konularında Avrupa Birliği (AB) yolunda artan rekabet koşullarında öne çıkmaları için yenilikçi ve yaratıcı fikir ürünlerinin korunması amacına hizmet etmek ve başarıyı ödüllendirerek teşvik etmek amacıyla “2009 Türk Patent Ödülleri” töreni düzenleniyor.

Ödül sahiplerine ödülleri, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından takdim edilecek.

İnovasyonun en temel göstergelerinden biri olan ulusal patent sayılarından yola çıkılarak TPE tarafından her yıl ulusal patent ligi oluşturuluyor. Ben de BSH Ev Aletleri A.Ş. adına patent ligi ikincilik ödülünü kabul edecek olan firmamızın CEO’su Sn. Norbert Klein’a eşlik etmek üzere 4 Mart günü ödül töreninde olacağım.

Firmamızın da bağlı olduğu BSH Bosch and Siemens Home Appliances Group uluslararası patent başvurusu sayılarıyla (PCT) da dünyada en çok patent başvurusu yapan firmalar arasında 26. sırada yer aldı.

Makina İmalat Sektörü ve inovasyon

“Tıkır tıkır” reklamlarıyla dikkatleri üzerine çeken makine imalat sektörü temsilcileri, Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan 20. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısının konuğuydu.

Toplantıda vurgulanan önemli bir husus tüm dünyayı etkisi altına alan krize rağmen ülkemizde Ar-ge ivmesinde bir kesinti yaşanmaması için Maliye Bakanlığı yedek bütçesinden 200 milyon liralık kaynağın Tübitak Ar-Ge teşvik bütçesine aktarılmasıydı.

Makina Tanıtım Grubu adına Dalgakıran Kompresör‘ün Adnan Dalgakıran bır sunum yaptı. Sunumda ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmiş ülke olma yolundaki büyük sosyal ve ekonomik dönüşümün ekonomi ayağında makina teknolojilerinin yer alması gerektiğinden bahsederken ülkemizde makine ithalatının ihracatından hala  fazla olması ve cari açıkta ikinci kalemi oluşturuyor olması dikkat çekici.  Sunumda yer alan yukarıdaki tabloda makina sektöründeki ar-ge harcamaları ile ihracatın artışındaki paralellik gösteriliyor.

Vizyon sahibi yöneticilerinin liderliğinde örnek gösterilecek başarılara imza atan sektörün inovatif temsilcilerinden; Durma markasıyla nitelikli pres, makas ve tezgahlar üreten Durmazlar Makina, robot üreticisi Teknodrom, başarılı ar-ge projeleriyle dikkatleri üzerine çeken Gökser makina ve Enerji Bakanlığına bağlı Temsan genel müdürlüğü kurula birer sunum yaptı. (Durmazlar, Teknodrom, Gökser, Temsan sunumları)

Yeşil inovasyon, “Gelecek, Senin Fikrinle Yeşerecek”

İTÜ işletme mühendisliği klubünden gelen haberi paylaşmak istedim. İyi seneler.

” İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü öğrencileri 3 – 6 Mart 2010 tarihleri arasında İTÜ Maçka Yerleşkesi’nde artık bir klasik haline gelen Yönetim Bilimleri Kongresi’nin on birincisini düzenleyeceklerdir. Kongre kapsamında tüm ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin katılabileceği bir proje yarışması yapılacaktır.

Yarışmaya Yeşil İnovasyon (Çevre Dostu Yenileşim) konulu projeler kabul edilecektir. Yarışmanın sloganı “Gelecek, Senin Fikrinle Yeşerecek” olarak belirlenmiştir.
Bilim Kurulu’nun değerlendirmeleri sonucunda belirlenecek olan 8 finalist proje 4 – 5 Mart 2010 tarihlerinde kongre katılımcılarına sunulacaktır. Dereceye girecek olan projeler, Sanayi Kurulu ve kongre katılımcılarının değerlendirmeleri sonucunda belirlenecektir.
Yarışma esasları hakkında ayrıntılı bilgiye www.ybk.itu.edu.tr sitesinden ulaşılabilir, yarışmaya ön başvurular yine bu web sitesi üzerinden yapılacaktır.”

Güzel bir haber!

devrim_alphanmanasAşağıda bahsettiğim hususta çok önemli bir gelişme oldu. Ülke olarak gurur duyduğumuz Murat Günak’a ait olan ve tanıtım amacıyla sayın başbakanımızın da binerek bir tur attığı elektrikli araba projesine yenilikçi işadamımız Alphan Manas sahip çıktı.

Bu birlikteliğin başarılı olmasını ve ülkemiz açısından güzel sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum.
Bkz. http://www.alphanmanas.com/?p=493

Otomotivde inovasyon stratejisi ihtiyacı

Fosil yakıt kaynaklarının sınırlılığı, otomobillerde elektriğe doğru ilerlemeyi kaçınılmaz hale getiriyor. Eskiden çeşitli prototipleri gördüğümüzde fantastik bulduğumuz; yolları “tamamen elektrikli otomobillerin” doldurması fikri, özellikle hibrit araçların yaygınlaşması sonrasında, elektrikli aksam üzerindeki ar-ge çalışmalarının yoğunlaşması ile daha mümkün görünüyor. Otomotivde inovasyon enerjisi, elektriğe odaklanmış durumda. Batarya kapasitelerinin gelişmesi ve daha sofistike kontrol yazılımları sayesinde, evimizin elektrik şebekesinden aracımızı şarj edeceğimiz otomobilleri yollarda yaygın olarak görebileceğiz.

Elektrikli otomobil denince ilk akla gelen Tesla Motors’un, roadster’larından sonra, bir şarjla 480 km gidebilen ve 7 kişiyi taşıyabilen Tesla Model S için siparişleri almaya başlaması ve küresel krize rağmen hala kâr ediyor olması, somut bir başarı hikayesi olarak dikkat çekici.

models

Elektriğe geçiş ve hibritlerin önemi ve otomotiv devlerinin bu konudaki rekabeti şu an devam eden Frankfurt fuarında da gözler önündeydi. Audi E-tron, Volkswagen E-up, bu konuda öncü Toyota Prius’un yeni nesil aracı ve diğer üreticilerin geliştirme ve lansman çalışmaları, yakın bir zamanda hibrit araçların pazarın önemli bir kısmını oluşturacağını düşündürüyor.
etron

Otomotivi statejik sektör olarak tanımlayan ve kendine 2 milyon üretim hedefi koyan ülkemiz ise elektrikli veya hibrit araç geliştirme çalışmalarında otomotiv devlerine katkıda bulunuyor mu? Otomotivde inovasyon denince ilk akla gelenlerden biri mi olacağız, yoksa her alanda olduğu gibi bu alanda da ucuza üretim yapan ve “lojistik avantajı” olan düşük katma değerli bir tedarikçiden mi ibaret kalacağız? Otomotiv ile ilgili politika veya strateji geliştiricilerin bu soruyu kendilerine sorması ve sonuçlarını düşünmesi gerekiyor.

Hibrit araç ile ilgili ülkemizdeki bildiğim tek proje, Ford Otosan’ın İnci Akü gibi partnerleriyle Tübitak desteğinde geliştirdiği elektrikli ticari araç.

Diğer taraftan, Jale Özgentürk’ün Referans’ta sadece ticari araç alanında yan sanayi gelişiminin ülkemiz için otomotivde inovasyon ve gelişim açısından dezavantaj olabileceğine dair dikkat çekici bir yazısı var.

“Otomotiv sanayiinin önde gelen uzmanlarından Ahmet Yılmaz, “İçinde bulunduğumuz dönem ve gelecek birkaç yıl, taşların yeniden yerli yerine oturacağı bir dönem” diyor. “Yeni trende son vagon olmak istemiyorsak ya makiniste çok yakın olmalıyız ya da makinist olmak gerekiyor” yorumunu yapıyor. Yılmaz, Türkiye’de ne ana ne de yan sanayi açısından büyüme stratejileri oluşturulduğunu dile getirirken Türkiye’nin otomotiv sektörü yapısının da global anlamda risk taşıdığını söylüyor.

“Binek otomobillere teknolojik parça üreten inovativ firmalar, ticari araçlara parça veren yan sanayi firmalarına nazaran daha avantajlı durumda. Maalesef Türkiye’de yan sanayi firma profili daha çok ticari araçlara hizmet veren türden. Bu, global anlamda bir risk taşımakta” diyor.”

Ahmet Yılmaz, Hindistan’ın otomotiv sektöründe tedarikçi zincirinin en önemli oyuncularından biri olmak için stratejiler oluşturduğunu ve ar-ge yeteneği ile know-how konusundaki açığını kısa sürede kapatabilmek için Avrupa ve ABD’den firmalar satın aldığını vurguluyor.

Türk otomotiv sektörüne tavsiyeleri ise:

  • Gelecek stratejileri için firmalar Almanya gibi bu konuda gelişmiş havzaları sık sık ziyaret etmeli. 82 ülkeye ihracat yapıyorum demekle olmaz. Bu merkezlerden 3 bin kilometre öteden ve kendi fabrika duvarları içine sıkışmış bir analiz yeterli değil.
  • Planlı, sağlıklı büyüme şartlarını ve stratejisini oluşturmak bizim elimizde. Önümüzdeki dönem Ar-Ge, tasarım ve yalın üretim yeteneğine sahip firmalar süreci belirleyecek. Bunun için acilen strateji oluşturulmalı.
  • Hükümet bu stratejileri desteklemeli ve koordine etmeli. Ülke stratejisi belirlenmeli. Bunun için Avrupa’daki gelişmeler yakından izlenmeli. Kriz nedeniyle Avrupa ve Amerika’da birçok firma satışa çıkmış durumda. Bu şansı Türk firmaları iyi kullanmalı
  • Yeni dönemde yeni teknolojileri bilen kalifiye çalışanlara ihtiyaç olacak. Bu konuda eğitimin hızlandırılması şart.

Ülkemizdeki pekçok sektörde know-how açığının kapatılabilmesi için gelişmiş ülkelerde küresel kriz nedeniyle finansal açıdan zora düşmüş firmaların satın alınması, ışık hızıyla yükselişler yapmak isteyenler için önemli bir fırsattı.

Tekstil’in Çin’i otomotivin Hindistan’ı derken, göz göre göre gelen bu tehditleri ve değişimi umursamayan veya önlem almayan, ya da kendini eski düzene mahkum edip “kâr edemedikleri” derdini ekonomi sayfalarına anlatıp, sadece nostalji ile avunanların pazardan silinmesi üzülecek bir durum olmasa gerek. Jack Welch’in dediği gibi Kurum içindeki değişim hızı, dışarıdaki değişim hızından düşükse, son yakındır.”

eclipse

Eclipse Aviation‘u satın alıp ülkemizin kendi uçağını üretebilme fırsatını görerek yakalamak için büyük emek harcayan yenilikçi işadamı Sn. Alphan Manas‘ın, ünlü işadamlarımız ve devlet bürokrasisini ikna turlarında kendisine ilgisiz kalmaları nedeniyle ülke olarak bir fırsatı kaçırmamız akabinde bir yazısında belirttiği “makus talihimiz: fasonculuk” fikrine üzülerek inanmaya başlıyorum.

Belki yeni nesil işadamları, tepe yöneticileri ve bürokratlar daha vizyon sahibi, risk almaya ve değişime açık olur, ama onların önüne bu tür nadir fırsatlar gelir mi, bu fırsatları geri çevirenleri nasıl yad ederler bilemiyorum.

E-devlet ve bilgi toplumu

“E-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı” Başbakanlık sitesinde yayınlandı. Yine aynı siteden tasarı ile ilgili görüş göndermek mümkün. 200 uzman kadrosu olan bir Bilgi Toplumu Ajansının kurulmasını da ön gören kanun ile devletin e-dönüşümü hızlandırılacak.

Elektriksiz buzdolabı

Daha önce bahsettiğim Amy Smith’in düşük teknolojili inovasyon üzerine çalışmaları ve BSH nin sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirdiği yağ ile çalışan ocağına benzer bir yaklaşım.

Adam Grosser elektriksiz çalışabilen bir soğutucu (buzdolabı) yapımı ve bu hayati aracın köylere ve muayenehanelere getirilmesi hakkındaki bir proje üzerine konuşuyor. Bazı eski teknolojilere ince ayar yaparak çalışan bir sistem ile karşımıza çıkıyor. (View subtitles a basıp Turkish’i seçerek videoda Türkçe altyazıyı açabilirsiniz)

İnovasyon için teşvikler

6_bBilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 19. Toplantısı Sn. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapıldı.

Toplantıdan ümit verici haberler var.

Otomotiv sektöründen Tofaş’ın vizyoner CEO’su Ali Pandır ve Türkiye’de en büyük ar-ge ekiplerinden birine sahip Ford Otosan’ın genel müdür yardımcısı Nuri Otay katıldılar ve birer sunum (Tofaş, Ford) yaptılar. Tofaş ve Ford’daki ar-ge gelişimi dikkat çekici.

tofas-argeford-arge

Türkiye’deki yenilikçilik hareketlerinin bir özeti sayılabilecek içeriği ile Tübitak Başkanı Prof. Dr. Nükhet Yetiş’in sunumuna da mutlaka bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Ayrıca bir süpriz katılımcı ABD’nin Tübitak’ı olan National Science Foundation (NSF)’de 160 milyon dolarlık bir araştırma bütçesini yönetiyorken Türkiye’ye dönen ve Bilkent’ye yeni açılan Makine Mühendisliği bölümünün başına geçen Prof. Dr. Adnan Akay‘dı.

Toplantı sunumuna göz attığımda dikkatimi çeken ar-ge teşvik yasası olarak bilinen düzenlemeye ilgili istatistikler oldu. Şu ana kadar 47 Ar-ge merkezi kurulmuş. 5′i ise değerlendirmede. Bu firmalar 600 Milyon TL’ye yakın kurumlar vergisi avantajı elde etmiş.

arge-tesvik

En çok destek alan ise beyaz eşya sektörü. İnovasyon göstergeleri de destek istatistiklerine paralel. 2008′de Türk Patent Ensititüsüne en çok patent başvurusu yapan ilk üç firmadan biri Arçelik diğeri ise BSH Ev Aletleri.

Toplantı değerlendirme ve kararlar dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.

Sürdürülebilirlik için inovasyon

prof-braungart-150x150Sürdürülebilirlik gözde bir kavram. Şaşırtıcı ama firmaların hedeflerine koydukları sürdürülebilirlik (sustainablity) kavramının mevcut tanımı Prof. Braungart’ın düşüncesine göre sıkıcı!

“Azaltma, minimize etme ve tasarruf.”

Braungart’a göre, her şeyi aynı şekilde yapmaya devam edip sadece eskisi kadar kötü sonuçlar elde etmemek, iyi bir şey yapmak anlamına gelmiyor.

Prof. Braungart’ın 30 milyar insan kadar enerji harcayan ancak hiç atık üretmeyen dünyadaki tüm karıncalar gibi bir sürdürülebilir sistem kurmak üzere hayatı yeniden icat etme hedefi de (cradle-to-cradle) sanırım çıtayı yüksek tutmak istemesi ile ilgili.

ants

Kişisel düşüncem, çığır açan buluşlar ve bunları takip eden teknolojiler gelene kadar, klasik tanıma sıkıca sarılmanın gerekli olduğu yönünde. Küçük adımlarla ilerlemek, daha azaltmak, minimize etmek ve daha tasarruflu ürünler üretmek için yeni teknolojiler hedeflenmeli.

Artan nüfus ve hayat standardı göz önüne alındığında, dünya bizi üzerinden atmadan veya Kehanet filmindeki gibi, birileri bizi dünyadan silmeden devam edebilmenin tek yolu sürdürülebilirliğin sağlanması görünüyor.

Klasik sürdürülebilirlik hedeflerine sıkıca bağlı kalmaya ve ürünleri bu yönde radikal biçimde değiştirmeye imkân veren yenilikçi teknolojilere fonlar ayırmaya devam edilmesi halinde, belki de uzun vadede gezegenimizi tüketip başka galaksilere yelken açmamıza gerek kalmaz.

earth

Sürdürülebilirlikten bahsediyorken, ev aletleri alanında bu konuda yakın zamanda atılmış önemli bir adımı da paylaşmak istiyorum. Ev aletlerinin çevreye menfi etkisinin %90’ı çalıştırılmaları esnasında oluşuyor. Yani ev aletlerinin üretiminde kullanılan malzemeler ve diğer etkenler sadece %10’luk bir etkiye sahip. Türkiye’de dâhil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki ikibinin üzerinde çalışanın oluşturduğu bir ağdan oluşan BSH ar-ge takımı, sürdürülebilirlik konusunda üzerine düşeni yapmak için büyük bir efor sarf ederek, ev aletlerinin çalışma esnasındaki tüketim değerlerini azaltmak için çalışıyor.

bluetherm1

Son büyük başarıları ise yük başına 1.9 kWh elektrik harcayan çamaşır kurutma makineleri. Standart bir hava tahrikli kurucuda bu değer tam tamına 4.1 kilo-watt saat. Yani çamaşır kurutma makinelerinde yarı yarıya elektrik tasarrufu sağlanmış. Yenilikçi bir ısı pompası ile elde edilen bu başarı, geçenlerde Fransa’daki Avrupa’nın en büyük fuarı olan “Foire de Paris”in inovasyon podyumunda çevrecilik ödülüne layık görüldü. Sürdürülebilirlik konusunda çıtamızı belirleyen karıncaların yolunda önemli bir adım.

Prof. Braungart ile yapılan bir söyleşi ve BSH’nın yeni kurutucusunun geliştirilme öyküsünü merak ediyorsanız, Pictures of the Future dergisinin Bahar 2009 sayısı online yayınına (siemens.com/pof) bir göz atmanızı tavsiye ederim.