Makina İmalat Sektörü ve inovasyon

“Tıkır tıkır” reklamlarıyla dikkatleri üzerine çeken makine imalat sektörü temsilcileri, Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan 20. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısının konuğuydu.

Toplantıda vurgulanan önemli bir husus tüm dünyayı etkisi altına alan krize rağmen ülkemizde Ar-ge ivmesinde bir kesinti yaşanmaması için Maliye Bakanlığı yedek bütçesinden 200 milyon liralık kaynağın Tübitak Ar-Ge teşvik bütçesine aktarılmasıydı.

Makina Tanıtım Grubu adına Dalgakıran Kompresör‘ün Adnan Dalgakıran bır sunum yaptı. Sunumda ülkemizde son yıllarda yaşanan gelişmiş ülke olma yolundaki büyük sosyal ve ekonomik dönüşümün ekonomi ayağında makina teknolojilerinin yer alması gerektiğinden bahsederken ülkemizde makine ithalatının ihracatından hala  fazla olması ve cari açıkta ikinci kalemi oluşturuyor olması dikkat çekici.  Sunumda yer alan yukarıdaki tabloda makina sektöründeki ar-ge harcamaları ile ihracatın artışındaki paralellik gösteriliyor.

Vizyon sahibi yöneticilerinin liderliğinde örnek gösterilecek başarılara imza atan sektörün inovatif temsilcilerinden; Durma markasıyla nitelikli pres, makas ve tezgahlar üreten Durmazlar Makina, robot üreticisi Teknodrom, başarılı ar-ge projeleriyle dikkatleri üzerine çeken Gökser makina ve Enerji Bakanlığına bağlı Temsan genel müdürlüğü kurula birer sunum yaptı. (Durmazlar, Teknodrom, Gökser, Temsan sunumları)

Yeşil inovasyon, “Gelecek, Senin Fikrinle Yeşerecek”

İTÜ işletme mühendisliği klubünden gelen haberi paylaşmak istedim. İyi seneler.

” İTÜ İşletme Mühendisliği Kulübü öğrencileri 3 – 6 Mart 2010 tarihleri arasında İTÜ Maçka Yerleşkesi’nde artık bir klasik haline gelen Yönetim Bilimleri Kongresi’nin on birincisini düzenleyeceklerdir. Kongre kapsamında tüm ön lisans, lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin katılabileceği bir proje yarışması yapılacaktır.

Yarışmaya Yeşil İnovasyon (Çevre Dostu Yenileşim) konulu projeler kabul edilecektir. Yarışmanın sloganı “Gelecek, Senin Fikrinle Yeşerecek” olarak belirlenmiştir.
Bilim Kurulu’nun değerlendirmeleri sonucunda belirlenecek olan 8 finalist proje 4 – 5 Mart 2010 tarihlerinde kongre katılımcılarına sunulacaktır. Dereceye girecek olan projeler, Sanayi Kurulu ve kongre katılımcılarının değerlendirmeleri sonucunda belirlenecektir.
Yarışma esasları hakkında ayrıntılı bilgiye www.ybk.itu.edu.tr sitesinden ulaşılabilir, yarışmaya ön başvurular yine bu web sitesi üzerinden yapılacaktır.”

Güzel bir haber!

devrim_alphanmanasAşağıda bahsettiğim hususta çok önemli bir gelişme oldu. Ülke olarak gurur duyduğumuz Murat Günak’a ait olan ve tanıtım amacıyla sayın başbakanımızın da binerek bir tur attığı elektrikli araba projesine yenilikçi işadamımız Alphan Manas sahip çıktı.

Bu birlikteliğin başarılı olmasını ve ülkemiz açısından güzel sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum.
Bkz. http://www.alphanmanas.com/?p=493

Otomotivde inovasyon stratejisi ihtiyacı

Fosil yakıt kaynaklarının sınırlılığı, otomobillerde elektriğe doğru ilerlemeyi kaçınılmaz hale getiriyor. Eskiden çeşitli prototipleri gördüğümüzde fantastik bulduğumuz; yolları “tamamen elektrikli otomobillerin” doldurması fikri, özellikle hibrit araçların yaygınlaşması sonrasında, elektrikli aksam üzerindeki ar-ge çalışmalarının yoğunlaşması ile daha mümkün görünüyor. Otomotivde inovasyon enerjisi, elektriğe odaklanmış durumda. Batarya kapasitelerinin gelişmesi ve daha sofistike kontrol yazılımları sayesinde, evimizin elektrik şebekesinden aracımızı şarj edeceğimiz otomobilleri yollarda yaygın olarak görebileceğiz.

Elektrikli otomobil denince ilk akla gelen Tesla Motors’un, roadster’larından sonra, bir şarjla 480 km gidebilen ve 7 kişiyi taşıyabilen Tesla Model S için siparişleri almaya başlaması ve küresel krize rağmen hala kâr ediyor olması, somut bir başarı hikayesi olarak dikkat çekici.

models

Elektriğe geçiş ve hibritlerin önemi ve otomotiv devlerinin bu konudaki rekabeti şu an devam eden Frankfurt fuarında da gözler önündeydi. Audi E-tron, Volkswagen E-up, bu konuda öncü Toyota Prius’un yeni nesil aracı ve diğer üreticilerin geliştirme ve lansman çalışmaları, yakın bir zamanda hibrit araçların pazarın önemli bir kısmını oluşturacağını düşündürüyor.
etron

Otomotivi statejik sektör olarak tanımlayan ve kendine 2 milyon üretim hedefi koyan ülkemiz ise elektrikli veya hibrit araç geliştirme çalışmalarında otomotiv devlerine katkıda bulunuyor mu? Otomotivde inovasyon denince ilk akla gelenlerden biri mi olacağız, yoksa her alanda olduğu gibi bu alanda da ucuza üretim yapan ve “lojistik avantajı” olan düşük katma değerli bir tedarikçiden mi ibaret kalacağız? Otomotiv ile ilgili politika veya strateji geliştiricilerin bu soruyu kendilerine sorması ve sonuçlarını düşünmesi gerekiyor.

Hibrit araç ile ilgili ülkemizdeki bildiğim tek proje, Ford Otosan’ın İnci Akü gibi partnerleriyle Tübitak desteğinde geliştirdiği elektrikli ticari araç.

Diğer taraftan, Jale Özgentürk’ün Referans’ta sadece ticari araç alanında yan sanayi gelişiminin ülkemiz için otomotivde inovasyon ve gelişim açısından dezavantaj olabileceğine dair dikkat çekici bir yazısı var.

“Otomotiv sanayiinin önde gelen uzmanlarından Ahmet Yılmaz, “İçinde bulunduğumuz dönem ve gelecek birkaç yıl, taşların yeniden yerli yerine oturacağı bir dönem” diyor. “Yeni trende son vagon olmak istemiyorsak ya makiniste çok yakın olmalıyız ya da makinist olmak gerekiyor” yorumunu yapıyor. Yılmaz, Türkiye’de ne ana ne de yan sanayi açısından büyüme stratejileri oluşturulduğunu dile getirirken Türkiye’nin otomotiv sektörü yapısının da global anlamda risk taşıdığını söylüyor.

“Binek otomobillere teknolojik parça üreten inovativ firmalar, ticari araçlara parça veren yan sanayi firmalarına nazaran daha avantajlı durumda. Maalesef Türkiye’de yan sanayi firma profili daha çok ticari araçlara hizmet veren türden. Bu, global anlamda bir risk taşımakta” diyor.”

Ahmet Yılmaz, Hindistan’ın otomotiv sektöründe tedarikçi zincirinin en önemli oyuncularından biri olmak için stratejiler oluşturduğunu ve ar-ge yeteneği ile know-how konusundaki açığını kısa sürede kapatabilmek için Avrupa ve ABD’den firmalar satın aldığını vurguluyor.

Türk otomotiv sektörüne tavsiyeleri ise:

  • Gelecek stratejileri için firmalar Almanya gibi bu konuda gelişmiş havzaları sık sık ziyaret etmeli. 82 ülkeye ihracat yapıyorum demekle olmaz. Bu merkezlerden 3 bin kilometre öteden ve kendi fabrika duvarları içine sıkışmış bir analiz yeterli değil.
  • Planlı, sağlıklı büyüme şartlarını ve stratejisini oluşturmak bizim elimizde. Önümüzdeki dönem Ar-Ge, tasarım ve yalın üretim yeteneğine sahip firmalar süreci belirleyecek. Bunun için acilen strateji oluşturulmalı.
  • Hükümet bu stratejileri desteklemeli ve koordine etmeli. Ülke stratejisi belirlenmeli. Bunun için Avrupa’daki gelişmeler yakından izlenmeli. Kriz nedeniyle Avrupa ve Amerika’da birçok firma satışa çıkmış durumda. Bu şansı Türk firmaları iyi kullanmalı
  • Yeni dönemde yeni teknolojileri bilen kalifiye çalışanlara ihtiyaç olacak. Bu konuda eğitimin hızlandırılması şart.

Ülkemizdeki pekçok sektörde know-how açığının kapatılabilmesi için gelişmiş ülkelerde küresel kriz nedeniyle finansal açıdan zora düşmüş firmaların satın alınması, ışık hızıyla yükselişler yapmak isteyenler için önemli bir fırsattı.

Tekstil’in Çin’i otomotivin Hindistan’ı derken, göz göre göre gelen bu tehditleri ve değişimi umursamayan veya önlem almayan, ya da kendini eski düzene mahkum edip “kâr edemedikleri” derdini ekonomi sayfalarına anlatıp, sadece nostalji ile avunanların pazardan silinmesi üzülecek bir durum olmasa gerek. Jack Welch’in dediği gibi Kurum içindeki değişim hızı, dışarıdaki değişim hızından düşükse, son yakındır.”

eclipse

Eclipse Aviation‘u satın alıp ülkemizin kendi uçağını üretebilme fırsatını görerek yakalamak için büyük emek harcayan yenilikçi işadamı Sn. Alphan Manas‘ın, ünlü işadamlarımız ve devlet bürokrasisini ikna turlarında kendisine ilgisiz kalmaları nedeniyle ülke olarak bir fırsatı kaçırmamız akabinde bir yazısında belirttiği “makus talihimiz: fasonculuk” fikrine üzülerek inanmaya başlıyorum.

Belki yeni nesil işadamları, tepe yöneticileri ve bürokratlar daha vizyon sahibi, risk almaya ve değişime açık olur, ama onların önüne bu tür nadir fırsatlar gelir mi, bu fırsatları geri çevirenleri nasıl yad ederler bilemiyorum.

E-devlet ve bilgi toplumu

“E-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı” Başbakanlık sitesinde yayınlandı. Yine aynı siteden tasarı ile ilgili görüş göndermek mümkün. 200 uzman kadrosu olan bir Bilgi Toplumu Ajansının kurulmasını da ön gören kanun ile devletin e-dönüşümü hızlandırılacak.

Elektriksiz buzdolabı

Daha önce bahsettiğim Amy Smith’in düşük teknolojili inovasyon üzerine çalışmaları ve BSH nin sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirdiği yağ ile çalışan ocağına benzer bir yaklaşım.

Adam Grosser elektriksiz çalışabilen bir soğutucu (buzdolabı) yapımı ve bu hayati aracın köylere ve muayenehanelere getirilmesi hakkındaki bir proje üzerine konuşuyor. Bazı eski teknolojilere ince ayar yaparak çalışan bir sistem ile karşımıza çıkıyor. (View subtitles a basıp Turkish’i seçerek videoda Türkçe altyazıyı açabilirsiniz)

İnovasyon için teşvikler

6_bBilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 19. Toplantısı Sn. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yapıldı.

Toplantıdan ümit verici haberler var.

Otomotiv sektöründen Tofaş’ın vizyoner CEO’su Ali Pandır ve Türkiye’de en büyük ar-ge ekiplerinden birine sahip Ford Otosan’ın genel müdür yardımcısı Nuri Otay katıldılar ve birer sunum (Tofaş, Ford) yaptılar. Tofaş ve Ford’daki ar-ge gelişimi dikkat çekici.

tofas-argeford-arge

Türkiye’deki yenilikçilik hareketlerinin bir özeti sayılabilecek içeriği ile Tübitak Başkanı Prof. Dr. Nükhet Yetiş’in sunumuna da mutlaka bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Ayrıca bir süpriz katılımcı ABD’nin Tübitak’ı olan National Science Foundation (NSF)’de 160 milyon dolarlık bir araştırma bütçesini yönetiyorken Türkiye’ye dönen ve Bilkent’ye yeni açılan Makine Mühendisliği bölümünün başına geçen Prof. Dr. Adnan Akay‘dı.

Toplantı sunumuna göz attığımda dikkatimi çeken ar-ge teşvik yasası olarak bilinen düzenlemeye ilgili istatistikler oldu. Şu ana kadar 47 Ar-ge merkezi kurulmuş. 5′i ise değerlendirmede. Bu firmalar 600 Milyon TL’ye yakın kurumlar vergisi avantajı elde etmiş.

arge-tesvik

En çok destek alan ise beyaz eşya sektörü. İnovasyon göstergeleri de destek istatistiklerine paralel. 2008′de Türk Patent Ensititüsüne en çok patent başvurusu yapan ilk üç firmadan biri Arçelik diğeri ise BSH Ev Aletleri.

Toplantı değerlendirme ve kararlar dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.

Sürdürülebilirlik için inovasyon

prof-braungart-150x150Sürdürülebilirlik gözde bir kavram. Şaşırtıcı ama firmaların hedeflerine koydukları sürdürülebilirlik (sustainablity) kavramının mevcut tanımı Prof. Braungart’ın düşüncesine göre sıkıcı!

“Azaltma, minimize etme ve tasarruf.”

Braungart’a göre, her şeyi aynı şekilde yapmaya devam edip sadece eskisi kadar kötü sonuçlar elde etmemek, iyi bir şey yapmak anlamına gelmiyor.

Prof. Braungart’ın 30 milyar insan kadar enerji harcayan ancak hiç atık üretmeyen dünyadaki tüm karıncalar gibi bir sürdürülebilir sistem kurmak üzere hayatı yeniden icat etme hedefi de (cradle-to-cradle) sanırım çıtayı yüksek tutmak istemesi ile ilgili.

ants

Kişisel düşüncem, çığır açan buluşlar ve bunları takip eden teknolojiler gelene kadar, klasik tanıma sıkıca sarılmanın gerekli olduğu yönünde. Küçük adımlarla ilerlemek, daha azaltmak, minimize etmek ve daha tasarruflu ürünler üretmek için yeni teknolojiler hedeflenmeli.

Artan nüfus ve hayat standardı göz önüne alındığında, dünya bizi üzerinden atmadan veya Kehanet filmindeki gibi, birileri bizi dünyadan silmeden devam edebilmenin tek yolu sürdürülebilirliğin sağlanması görünüyor.

Klasik sürdürülebilirlik hedeflerine sıkıca bağlı kalmaya ve ürünleri bu yönde radikal biçimde değiştirmeye imkân veren yenilikçi teknolojilere fonlar ayırmaya devam edilmesi halinde, belki de uzun vadede gezegenimizi tüketip başka galaksilere yelken açmamıza gerek kalmaz.

earth

Sürdürülebilirlikten bahsediyorken, ev aletleri alanında bu konuda yakın zamanda atılmış önemli bir adımı da paylaşmak istiyorum. Ev aletlerinin çevreye menfi etkisinin %90’ı çalıştırılmaları esnasında oluşuyor. Yani ev aletlerinin üretiminde kullanılan malzemeler ve diğer etkenler sadece %10’luk bir etkiye sahip. Türkiye’de dâhil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki ikibinin üzerinde çalışanın oluşturduğu bir ağdan oluşan BSH ar-ge takımı, sürdürülebilirlik konusunda üzerine düşeni yapmak için büyük bir efor sarf ederek, ev aletlerinin çalışma esnasındaki tüketim değerlerini azaltmak için çalışıyor.

bluetherm1

Son büyük başarıları ise yük başına 1.9 kWh elektrik harcayan çamaşır kurutma makineleri. Standart bir hava tahrikli kurucuda bu değer tam tamına 4.1 kilo-watt saat. Yani çamaşır kurutma makinelerinde yarı yarıya elektrik tasarrufu sağlanmış. Yenilikçi bir ısı pompası ile elde edilen bu başarı, geçenlerde Fransa’daki Avrupa’nın en büyük fuarı olan “Foire de Paris”in inovasyon podyumunda çevrecilik ödülüne layık görüldü. Sürdürülebilirlik konusunda çıtamızı belirleyen karıncaların yolunda önemli bir adım.

Prof. Braungart ile yapılan bir söyleşi ve BSH’nın yeni kurutucusunun geliştirilme öyküsünü merak ediyorsanız, Pictures of the Future dergisinin Bahar 2009 sayısı online yayınına (siemens.com/pof) bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Yılın Avrupalı Mucitleri: Isı transferi alanında inovasyon

Daha önce duyurduğum yılın avrupalı mucitleri ödül töreni 28 Nisan 2009′da gerçekleştirildi. Kazananlar; endüstri alanında burada bahsettiğim glivec ilacı ile Amerikalı onkolojist Brian Druker ve İsviçreli ilaç kimyageri Jürg Zimmermann, kobi&araştırma alanında aşağıda kısaca tanıtacağım yeni ısı eşanjörü tasarımıyla Joseph Le Mer, Avrupa alanı dışı kategorisinde çinin bitkisel tedavi yöntemlerinden birini esas alarak geliştirdikleri ilaç ile Zhou Yiqing ve ekibi, hayat boyu başarı alanında ise güneş enerjisi ile ilgili çalışmaları nedeniyle Adolf Goetzberger oldu.

epoepo2

Isı transferi alanında inovasyon

Geçtiğimiz 30 yıl boyunca Joseph Le Mer çığır açıcı bir değişiklik yapan alanlardan birinin dışında, ısı transferi alanında icatlar yaptı. Birkaç zorlu başlangıç sonrasında, 1993′te Le Mer nihayet onu ve patentlerini bu sektörün en önüne fırlatan modeli geliştirdi.

la-mer-150x150Gerçekten de bir İtalyan yatırımcı, Rocco Giannoni, Le Mer’in fikirlerinden çok etkilendi ve Fransız mucide ona mali destek sağlayabileceğini söyleyerek birlikte Fransa’nın Morlaix şehrinde bir yatırım gerçekleştirdiler. Fransız mucidin ısı eşanjörleri tek tüplü tasarımıyla dikkat çekiciydi. Diğer ısı eşanjörleri iki hatta üç tüp kullanımıyla üretim maliyeti, iyi bir ısı transferi sağlamada zorluk ve ağırlık sorunlarına sahipti.

Le Mer’in eşanjörleri sadece ucuz üretim maliyeti ve nispeten hafifliğiyle değil aynı zamanda değişik ısıl ihtiyaçlara göre bir tüpün diğer tübe uç uca veya yan yana bağlanabilmesi  sayesinde daha dinamik bir tasarım sağlıyordu.

heating-technology-150x150Ucuz üretim maliyetinin yanı sıra Le Mer’in patent portföyü ile koruduğu eşanjörler, endüstri standartlarının üzerinde bir enerji verimliliği sayesinde çevreye zarar vermemekteydi.

Giannoni-France’ın 1993′te kurulmasından itibaren şirket, bir kobi’den ısı eşanjörlerinde dünya pazarının önemli bir oyuncusuna dönüştü. Bugün şirket 700′ün üzerinde çalışanı ile yılda bir milyondan fazla eşanjör üretiyor ve yıllık cirosu 135 milyon euronun üzerine çıkmış bulunuyor.

Avrupa ve ABD’de devlet yetkilileri ve çevre koruma gruplarının ev ve işyerlerinde kullanılan geleneksel ısı eşanjörlerinin yoğuşmalı olanlarla değiştirilmesi konusundaki artan baskılarına rağmen, Giannoni firması La Mer’in patentli buluşları sayesinde bu alandaki  talep artışına şimdiden hazır.

Kaynak: epo.org Çeviri, derleme: inovasyon.com

Yılın Avrupalı Mucitleri: Güvenlik alanında inovasyon

Doğrulama amacıyla; retina, iris, ses, el ve yüz desenleri gibi insan vücudu karakteristiklerini ölçmek ve analiz etmek için çeşitli teknolojiler bulunuyor. Bu teknolojiler geçtiğimiz yıllarda hatta yüzyılda sürekli geliştirildi.

police

İlk ve hala en yaygın olarak kullanılan biyometrik karakteristik parmak izi. Parmak izi kayıtlarının ilk göstergeleri 4.000 yıl öncesine kadar gitmekte ve milattan önce 300 yıllarında Çinli mahkemelerin hırsızlık davalarında delil olarak el izi kullandığı biliniyor.

Parmak izlerinin her bir bireye özgü ve eşsiz olduğunu 18. yüzyılın sonlarında fark eden ilk batılı bilim adamı Alman anatomist J.C. Mayer’dir. Buna rağmen bu parmak izlerinin polis kayıtlarında ve mahkeme sisteminde yer alması 100 yılı bulmuştur.

1880′de Dr. Henry Faulds parmak izlerinin suçların çözülmesinde yardımcı parmakiziolacağını belirtmiştir. Kalküta’da dünyanun ilk parmak izi bürosunda çalışan iki Hintli polis memuru, Azizül Hak ve Hem Chandra Bose 1897′de ilk parmak izi sınıflandırma sistemini geliştirirler. Bu sistem, daha sonra patronları Sir Edward Henry tarafından İngiltere’de yaygınlaştırılır. Buradan tüm dünyaya yayılır.

Günümüzün parmak izi okuyucuları, parmak izi deseninin sayısal bir resmini elde ederek, bunu veritabanlarında saklamaktadır. (FBI veritabanında 45 milyon kişinin parmak izi bulunuyor). Bununla birlikte, büyük ölçekli parmak izi toplama konusundaki artan eğilim veri koruma ve kişisel bilgilerin gizliliği savunucularını endişelendiriyor.

Bunun yanında, geçenlerde akademik çevreler, yargıçlar ve medya parmak izinin hukuki geçerliliğini yeniden tartıştı. Çok düşük bir hata oranına rağmen parmak izi kıyaslama subjektif bir durum. Bilgisayarlar iki iz arasındaki  en iyi ayrımı yapamıyor. Görev ancak insanlar tarafından yapılabiliyor ve yapan kişilerin eğitim seviyesi birbirinden farklı. Bu bir zamanların hukuki altın standardı olan parmak izinin delil olarak kullanımını ihtilaflı hale getiriyor.

Bilimsel destek açısından kimlik teknolojisinin en güvenilir formlarından biri DNA izi.  Sir Alec Jeffreys, DNA profilinden ilk olarak 1985′te bahsetti. Günümüze kadar sürekli geliştirildi ve bugün suç dosyaları kadar jenerik ilişkilerde (ebeveynlik testleri) de kullanılıyor. En yaygın kullanılan DNA izi metodu 1990′ların ortalarında popüler olmaya başlayan STR analizidir. O günlerden itibaren birçok ülke kapsamlı DNA veritabanları kuruldu.

Ancak DNA izi doğruluk derecesi bile iris esaslı araştırmaların geçtiğimiz 10 yıl içerisindeki muazzam artışını durduramadı.

iris1949′da İngiliz oftalmolojist (göz mütehassısı) James Doggart karmaşık desenleri nedeniyle irisin yeni parmak izi olabileceğini belirtti. Daha sonra iris tanıma bilim kurgu filmlerine konu olmaya başladı. Yeni bir biyometrik karakter olarak ise retina veya gözün arkasında uzanan doku gündeme geldi.

1930′ların ortasında bahsedilen retina tarama, 1970′lerin donunda Robert “Buzz” Hill tarafından geliştirilen ilk retina tarayıcı cihazı ile gerçekleşti. Cihaz, her bireyin retinasındaki kan yollarının eşsiz desenini yakalıyordu. Retina tarama, devlet kurumları ve hapishanelerde, ATM’lerde kimlik tanımlama ve hırsızlığının engellenmesi amacıyla kullanıldı.

Ancak bilim adamları iris tanımayı bir bilim kurgu olmaktan çıkartmakta kararlıydı. Parçaları bir araya getirmeye çalışan ve Cambridge üniversitesinde bir bilgisayar uzmanı olan John Daugman, çok sayıda engel olmasına karşın iris üzerindeki dağınıklığın, gözü yeni elektronik parmak izi yapacağı görüşündeydi.

daugman

Daugman 1990′da tersine tip yaklaşım içeren bir iris tanımlama algoritması geliştirdi. İris tanımlama algoritması, ilk olarak gözün bir fotoğrafından irisin dış çeperini tanımlamaktaydı. Sadece irisi içeren piksel seti, iki irisin istatistiki olarak anlamlı bir kıyaslamasını sağlamak için gerekli bir  bit desenine çevrilmekteydi.

Daugman’ın algoritmasını içeren kameraya bakıldığında, bir şahıs simültane olarak kendi gözünün resmi için yapılan istatistiki bağımsızlık testinden “kalır” iken diğer bütün gözlere karşı testi “geçme” garantisine sahiptir.  Bu işlem nefes kesici bir hızla gerçekleştirilir. Sistem bir irisi,bir milyon diğer iris ile kıyasladığında algoritmanın çalışma hızı kabaca bir saniye sürer.

İrisle ilişkili araştırmaların çoğu iris tanımayı uzak mesafelerden (10 metre ve üzeri) gerçekleştirmeye çalışır ve havaalanlarında gizli güvenlik uygulamalarında kullanılmak için geliştirilir. Son teknolojiler aynı zamanda yürüme hızındaki birinin iris kamerası önünden geçişi gibi hareket halindeki bireyleri hedef almaktadır.

yolcular

Bu teknoloji sıkı havaalanı güvenliği ve sınır kontrol noktaları kurmak isteyen hükümetler nezdinde de gittikçe popülerleşiyor.  FBI’da güvenlik ve anti-terör amaçlı olarak biyometrikte inovasyona dönüş için hevesli. FBI desteği ile Batı Virginia Üniversitesi 2008′de yeni nesil biyometrik uzmanları yetiştirmek üzere biyometrik sistemlerle ilgili bir lisans programı başlattı.

Bu aynı zamanda biyometrik ile ilgili ihtilafların süreceği anlamına geliyor. Veri koruma ve özel hayatın gizliliği taraftarları ise kamu güvenliği ile devletlerin “Big Brother” haline gelmemesi arasındaki ince hattın aşılmadığına emin olmaya çalışıyor.

Kaynak: epo.org, Çeviri: inovasyon.com