put.io Türkiye’den dünya çapında yenilikçi bir proje

Pilli Network‘ün de kurucuları olan sevgili Cem Başpınar ve Hasan Yalçınkaya’nın yenilikçi projeleri put.io, ZDNet’ten Mashable’a dünya çapında birçok yerde adından övgüyle bahsettiriyor.

Fikir; torrent, ses, dokümanlar, videolar gibi çeşitli yerlerde bulunan farklı formatlardaki dosyaları  kendi internet bağlantınızı meşgul ederek ve uğraşarak uzun sürede indirmek yerine, put.io hesabınıza birkaç saniyede aktarma ve istediğiniz yerden bilgisayar, iphone gibi bir cihazla arşivinize streaming olarak erişebilme ve kolayca paylaşma imkânı sunuyor.

Bu adresten Cem’in teknik altyapıya dair paylaştığı bilgileri okuyabilir, webrazzi de ise Hasan Yalçınkaya ile ropörtajı izleyebilirsiniz. İleride de karşımıza yine yenilikçi ve başarılı başka web projeleriyle de çıkacaklarına eminim.

Bu arada bir başka başarılı Türk girişimi fizy.com, telif haklarıyla ilgili bir anlaşmazlık yüzünden hizmetini durdurmak zorunda kaldı. Bu tür az bulunan değerli girişimcileri koruma, destekleme ve örneklerin çoğalması için cesaretlendirme yerine engelleme konusunda ülke olarak üzerimize yok!

Xerox inovasyon: Akıllı doküman inceleme masası

Biyoyakıtlar, yenilikçi termik enerji kaynağı

Kömürle çalışan termik santraller elektrik üretiminde tüm dünyada halen yaygın olarak kullanılıyor.

Bu santrallerin çevreye menfi etkilerini azaltmak üzere Siemens ve PetroAlgae firmaları işbirliğine giderek kömür ve biyokütle yakıtlarını kombine etti. Bu konuda Utah Üniversitesinde yapılan deneyde, kömür tozları, PetroAlgae’den alınan bitki esaslı mikrokültürlerle yakıldı. Sadece kömür yakılan bir işlemden %20 daha az nitrojen oksit emisyonu elde edildi.

Büyük diyagram için resme tıklayın

Yosun gibi mikrokültürler, iklim dengeli bir yakıt. Bunun nedeni, bitkinin CO2 salınımının, yetiştirilmesi esnasında atmosferden çektiği CO2′ye eşit olması.

Yüksek karbon içerikleri nedeniyle, yanma esnasında kütlelerine göre büyük oranda enerji sağlıyorlar ve böylece, sıradan kömürlü termik santrallere çevre dostu bir alternatif oluşturuyorlar.  (Kaynak: PoF Güz, 2010)

Patent sistemi küçük girişimciye zararlı mı?

Tim O’Reilly web yazılımı camiasında iyi tanınan etkili bir lider. 90′lı yılların sonlarına doğru henüz üniversite son sınıf öğrencisiyken çok değerli dostlarım Ali Fuat Eğretli ve Mustafa Arel ile kurduğumuz şirkette (design-tr ve Rayhost) Perl programlama diline merak sarmam akabinde O’Reilly ve yayınları ile tanışmış ve çok sevmiştim. (Bana bol promosyon malzemesi T-shirtler göndermelerinin de bu sempatine rolü vardır mutlaka)

Açık kaynak severlerin çoğunda olduğu gibi, O’Reilly de de patente karşı bir antipati seziyorum. Aslında bunun arkaplanında ABD’de yazılımların patentleniyor olmasını suistimal eden bir grubun (Patent Trolleri) çektiği tepkiler ve Microsoft gibi firmaların tekel oluşturan patent portföylerinin büyüklüğü de
etkili. İstisnai suistimaller yüzünden bir tümevarım yapıp yüz yıldan fazla süredir teknolojinin gelişmesine katkıda bulunan patent sistemini kötü ve inovasyonun düşmanı ilan etmenin yanlış olduğu düşüncesindeyim. Sistemin faydası zararından çok daha fazla.

Bu girişi yapma nedenim, O’Reilly’nin geçenlerde yayınladığı bir tweetinde Nobel ödüllü Andre Geim’in Grafin’i elde etme metodunu patentlememesi hikayesinden yola çıkarak ifade ettiği “Patentin küçük girişimciye yardımcı olduğu yalanı”ndan bahsediyor olması.

Hikayeden bahsedelim; Andre Geim Nature dergisine verdiği ropörtajda diyor ki  “Patente başvurmayı düşündük; bir patent hazırladık ve neredeyse başvuruyorduk. Bir konferansta birine yaklaşıp “Patente başvurmayı düşünüyoruz, bize bu konuda sponsor olmayı düşünür müsünüz?” dedim. Çünkü bir patenti 20 yıl boyunca geçerli tutmak oldukça masraflı. Adam bana dedi ki “Grafin ile ilgileniyoruz ve uzun vadede bir geleceği olabilir diye düşünoyoruz. Eğer 10 yıl sonra vaadettiği gibi iyi bulursak, yüz patent vekilini görevlendirir günde yüz patent yazdırırız, sen de küçük ülkenin gayrısafi milli hasılasını bize dava açmaya çalışarak harcarsın” Aynen böyle dedi” diyor ve patent başvurusundan vazgeçiyor.

Anti-patent topluluğu, Geim’in karşılaştığı bu kurnaz makyavelistin söylediklerini de delil gösterip patentin büyük oyuncuların silahı olduğunu, Nobel ödüllü bir mucidin bile işine yaramayacağını söylüyorlar. Bence Geim ile konuşan kurnaz kişi, Grafine patent lisansı ödemek istemediğinden Geim’i resmen kandırmış.

Geim, “Bu küstah yorumu düşündüm, ve yararlı buldum. (Ne kadar naif) Bu aşamada bir patente başvurmak anlamsızdı. Spesifik olmak gerekiyor: özel bir uygulamaya ve bir endüstriyel partnere ihtiyacınız var. Maalesef, burası da dahil çoğu ülkede bir patente başvurmanın başarı olduğu düşünülüyor. Benim durumunda bu vergi mükelleflerinin parasını ziyan etmek olurdu.” diyor.

İşte bu noktada iyi bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Zira O’Reilly’nin tersine ben bu olayın patentin küçük girişimci için ne kadar kritik ve önemli olduğunu gösterdiğine inanıyorum.

Malzemenin naturel yapısına patent alınamayabilir ama bunu üretmek için kullanılan metot önemli bir patent değeri ve beraberinde lisans geliri ihtimali taşıyor. Asıl bunun patentlememesi ise vergi mükelleflerinin parasını ziyan etmek olur. Grafini geliştirme çalışması esnasında Üniversitede önemli miktarlarda araştırma fonlarını harcıyor, sonuçta elde ettikleri ürün veya metot patentli olmadığından, diğerlerinin, (Örn. Çinli firmalar) ucuza üretip kolayca pazar hakimiyetini kazanmasına neden olacak. Kısacası başkaları, İngiliz araştırma fonları ve profesörlerinin  emeği sayesinde dünyanın kârını elde edecek.

Bu hikayeden ülkemiz için de önemli bir ders te çıkarıyorum. Bilimadamlarının buluşlarını, ticari işletmelerin insafına bırakmadan, patentlenmesi için devletin ciddi bir destek vermesi gerekiyor. Ya ABD’de olduğu gibi bir bakanlık patentin başvuru sahibi olmalı ve profesöre lisans gelirinden pay vermeli ya da Tübitak gibi bir kurum aracılığıyla, klasik patent desteklerinin çok üzerinde ve kapsamlı bir destek sunulmalı.

Patentler mutlaka, mutlaka patent yazmayı çok iyi bilen, başarılı lisans anlaşmaları ile sonuçlanmış patentleri bulunan uluslararası tecrübesi olan bir patent vekilince yapılmalı. Yoksa lisans ücreti ödemek istemeyen uluslararası firmaların patent vekillerince bu patentlerin etrafından dolaşmak ya da patenti iptal ettirmek o kadar kolay olabiliyor ki.

Geçenlerde bir Türk bilimadamının çığır açacak bir bilimsel çalışmasının patentlenmesi ve ticarileştirmesi için uluslararası bir firma ile işbirliği anlaşmasında bizzat taraf oldum. Orada gözlemlediğim, bilimadamlarının ticari kuruluşların insafına bırakılmaması gerektiği. Benim örneğimde hocamızın kararlılığı ve stratejik kişisel becerileri olmasa, sonuç tamamen firmanın zorladığı şartlara boyun eğmek olacaktı.

Çin’de patent destekleri

The Economist’teki yazı Çin’in artan patent sayıları ile ilgili objektif bir değerlendirme yaparken, Çin’deki buluş aktivitelerine de ışık tutmuş.

Yazı, önümüzdeki yıl dünyada en fazla patent yayını yapılan ülke ünvanını ABD’den devralacak olan Çin’in 1985 yılına kadar bir patent kanunu dâhi olmadığını vurgulayarak başlıyor. Bu durumun değişmekte olduğundan, Yerel inovasyonu arttırma konusunda gayretli olan Çin hükümetinin, halkın patent başvuruları yapması için teşviğe dayalı bir ekosistem kurduğunu anlatıyor.

Örneğin patent sahibi profesörler imtiyaz sahibi oluyor, patent başvurusu olan işçi veya öğrenciler popüler bir şehir için hukou (oturma izni) kazanıyor. Bazı patentler için nakit desteği, bazıları için ise resmi ücretlerde önemli indirimler sağlıyor. Çok sayıda patenti olan firmaların gelir vergisinden %25-15 arasında indirim yapılıyor. Devlet ihalelerini almaları kolaylaştırılıyor.

Bu nedenle birçok firma çalışanlarını teşvik için buluş yapan çalışanlarına patent primleri ödüyor.  Telekom ekipmanları üreticisi dünyaca üne kavuşan Huawei firması çalışanlarına patentlerle ilgili 1.500-15.000 dolar arasında ödeme yapıyor.

Teşviklerin etkisi büyük. Huawei 2008′de dünyanın en fazla uluslararası patent başvurusu (PCT) yapan firması oldu (2009′da yıllık 1847 patent ile ikinci). ABD’de yıllık %6, Korede %5, Avrupada %4 büyümenin yaşandığı patent başvuru sayılarında Çin’in yıllık artış oranı %26.

Yazıya göre şüpheci olmak gerekiyor. Yerel patent vekillerinin söylediğine göre Çin Patent Ofisindeki bürokratlar onayladıkları patentler arttıkça daha fazla prim alıyor. Bu durum orjinalliği şüpheli fikirlere bile onay vermeyi cazip hale getiriyor.

Ayrıca Çin hükümetinin destekleri, işe yaramaz fikirlere bile patent başvuruları yapılmasına neden oluyor. Yüzbinlerce patent arasında işe yarar fikirleri yakalamak zorlaşıyor.

İşe yaramaz patentlerin çokluğu, niteliksiz patent yazan ve bundan para kazanan bir kalabalığı da doğuruyor.

Çin’in e-bay’i TaoBao’da patent yazma işini 100 dolara yapan bir kalabalık bulmak mümkün.

Nasıl olsa bu fikirlerin neredeyse tamamı bir bilgi çöplüğünde kaybolup gidecek.

İyi bir patent tarifnamesi yazdırmaya gerçekten iyi ve rakiplerin taklit etmesinden çekinilen fikirlere sahip firmalar ihtiyaç duyuyor ve kıyaslama açısından  uluslararası firmaların usta bir patent vekili elinden çıkmış patent tarifnamesi alabilmek için 5-10 bin doları gözden çıkarabildiğini hatırlatmak isterim. Bilgi çöplüğüne terk edilen fikirlerin neredeyse tamamı, buluş için incelemeli bir patent yerine faydalı model olarak adlandırılan incelemesiz ve 10 yıl geçerli bir sistem ile korunuyor. Çin’deki patent profesyonellerinin sadece 5′te 1′i Çindeki patentlerin işe yarar olduğu fikrinde.

Tüm bunlar, Çin’in gün geçtikçe daha inovatif olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hükümet artık fikri haklara daha fazla önem veriyor. Geçen yıl bir Alman şirketi tescilli otobüs tasarımı taklit edildiğinden ihlal davası ile 3 milyon dolar tazminat almış. Bir ingiliz şirketi patenti ihlal edildiği için açtığı davayı kazanmış ve Wuhan’da bir şirket, Fujian’daki bir başka şirketten  sülfür temizleme metoduna  dair patenti ihlal ettiği için 7 milyon dolar ödemiş. Buluşların tescil ile korunuyor olduğunu görmek, yılda 350 bin mühendisin mezun olduğu Çin’de halkın daha fazla buluş yapması için önemli bir motivasyon.

Buluş yapanlar ve şirketler arasındaki köprüler

Geçen hafta WSJ’de yayınlanan bir yazıda, daha fazla şirketin mucitler ile internet üzerinden irtibata geçmeye başladığından bahsediyordu. Ancak bu yolu kullanarak fikirden inovasyona giden süreçte başarı oranı yüksek değil.

Yazı, mucitlerin zenginliğe giden yolculuğunun uzun ve zahmetli olduğunu söylüyor. Yıllar süren bir sürecin ardından fikirlerini bir patent ile koruma altına almayı başarsalar bile, fikirlerini ürüne dönüştürecek, bunu üretmeyi, paketlemeyi ve pazarlamayı kabul edecek bir işletme bulmak kolay değil.

Kraft Foods, Clorox, General Mills, Staples, Procter and Gamble ve hatta GlaxoSmithKline gibi uluslararası firmalar ürün fikirlerini toplayan yeni internet siteleri yayınladılar.  Bazıları, firmalarının ar-ge takımlarının özel isteklerini yayınlıyor.

Örneğin Clorox, Mayıs ayında yeni antibakteriyel temizlik ürünleri fikirleri için mucitlerin buluşlarını sunabilecekleri iki aylık bir kampanya yaptı. Kazanan 2500$ peşin ödeme ve satış adedi ile orantılı bir gelire sahip oluyor.

Benzer şekilde General Electric ve çeşitli risk sermayesi ortakları Temmuz ayında yeni nesil elektrik smart gridleri konusunda fikirleri topladı. GE’nin söylediğine göre şirket ilk kez düzenlediği böyle bir organizasyonla 3.000′den fazla başvuru aldı. İlk beş buluş sahibi, buluşlarını geliştirmek üzere 100.000′er bin dolar ödüle hak kazandı.

Mucidin buluşu dikkat çekse bile, yatırımcı bulmak zor. Şirketler genelde telif ücreti veya satışlardan küçük oranlarda kazançlar öneriyor. Bazı şirketler ise buluşun gelişiminin hangi safhada olduğuna ve nasıl bir hukuki korumaya sahip olduğuna (örn. geniş koruma kapsamı tanımlayan bir patent belgesi alması) göre bir defalık ödemeler de yapabiliyor.

Kollu battaniyeleri ile tanınan AllStar Products Group, LLC firması kurucusu ve yöneticisi Scott Boilen, kendisine mucitlerden yılda 10.000′den fazla buluş fikri geldiğini söylüyor. Şirket bunlardan 75 ila 100ü ile lisans anlaşması imzalıyor.  Son örneklerden biri Bay Berger’in Side Sleeper Pro ürünü.

 

Stu Berger'in vücut pozisyonu düzelten yatağı (Suzy Allman - The Wall Street Journal)

 

Firma sahibinin söylediğine göre, anlaşma imzalandığında, AllStar genellikle buluşu çeşitli kanallardan tanıtıyor ve en popüler olanlarını Wal-Mart gibi kanallardan satışa sunuyor. AllStar’ın teklifi satış kazancından %1-%4 arasını lisans bedeli olarak buluşçuya ödüyor. Bazı anlaşmalarda patentli buluş için 5.000 ila 50.000 dolar arası ön ödeme olabiliyor. Ürünlerden bazılarının ürün ömrü milyonlarca dolar gelir ile sonuçlanabiliyor.

Mucit Bill Felknor, AllStar ile 2007′de Topsy Turvy adlı başaşağı domates, salatalık ve diğer benzer bitkilerin yetiştirilebildiği bir buluş için lisans anlaşması yapmış. O günden beri ürün 11 milyondan fazla satmış.

Başka dokuz icadı daha olan Felknor, Tops Turvy’nin ona en büyük geliri kazandırdığını ancak bir mucit olmanın hayatı yaşamanın zor bir yolu olduğunu söylüyor.

Texas’da banyo ve mutfak ürünleri üreten Danco firması buluş sahiplerinden yılda 200′den fazla yeni ürün fikri geldiğini ancak bunların 10 ila 15′ini kabul ederek ürüne dönüştürdüklerini söylüyor.

Ülkemizde durumun nasıl olduğuna baktığımızda yolun çok başında olduğumuzu görüyoruz.

Açık inovasyona yönelik projeler bir yana, firmalar ile buluş sahipleri arasında köprü oluşturabilecek, lisans anlaşmasını yapabilecek fikri haklar departmanına sahip firma sayısı bile çok az. Aracı firmalar ise daha çok ileri teknolojiler ile ilgileniyor. Bazı ilaç firmaları ve Arçelik, Vestel ile fikri haklar departmanını kurduğum BSH gibi ev aletleri alanında çalışan firmalar dışındakilere, mucitler ancak web sitelerindeki genel e-mail adreslerinden erişebiliyor. Erişim kanalları genel olarak kapalı. Bu durumda icat sahiplerinin işi iki kat zor oluyor.

TPE tarafından kurulması planlanan ve Sn. Başbakan tarafından da duyurulan patent değerlendirme ajansı, akıllıca yapılandırılır ve iyi yönetilirse mucitleri doğru kanallara yönlendirme konusunda önemli bir boşluğu doldurabilir.

Büyümenin sınırları

Ülkemizde istikrarlı bir yönetim ve dinamik toplumsal yapının yardımıyla büyüme tüm hızıyla devam ediyorken, gelişmiş ve ümitsiz ülkelerde, finansal krizlerin ve yaşlanan toplumun da etkisiyle, son yıllarda yeniden mevcut kapitalist sistemin sürdürülebilirliği ile büyümenin sınırları tartışılıyor.

Ünlü the limits to growth (büyümenin sınırları) kitabı yazarı Dennis Meadows’a göre şimdiden bir dünya yerine 1.3 dünya kaynağı üstelik hiç adil olmayan biçimde  tüketen gelişmiş toplumlar, günümüzde büyümeyi sağlayan alışkanlıkları ve süreçleri kullanarak gelecekte büyümeyi beklememeli. Bu yüzden Meadows önümüzdeki 20 yılda geçmiş 100 yıldan daha fazla değişeceğimizi söylüyor.

Devletlerin bu değişime katkısı, özellikle global karbon izlerimizin azaltılmasını sağlayacak girişimlere destek vermek ve bu konuda temel bilimsel araştırmalara daha fazla kaynak ayırarak bunun sonucunda çığır açan yeniliklerin doğmasına katkıda bulunması olacak.

İş dünyasının ise özellikle yenilikçi yeşil ürün ve üretim teknolojileri geliştirmek için üniversitelerde yürütülen çalışmaları takip etmesi ve bünyesine adapte etmesi gerekiyor.

Özellikle uluslararası şirketler için merkezi olmayan (decentralized) üretim ve tüketim yapısı, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye izin verebilir ve yerel sorunlara eşsiz kendi çözümlerini sunmalarını sağlayabilir. Yeni teknolojiler bu tür merkezi olmayan akıllı şebekeler oluşturmaya destek veriyor.

Meadows’un önerileri kişisel planda ve kısa vadede bilinçli hareket etmek (örneğin karbon izini azaltmak için daha az uçak yolculuğu tavsiye ediyor, enerji tüketimi az ürünleri kullanmak) ve tasarruf (örneğin yeni alınan bir arabayı 10-12 yıl kullanmak). Özellikle enerji ve gıda alanında çığır açan yeniliklere ihtiyaç çok fazla. Değişimin kaçınılmaz olduğu düşünüldüğünde sürdürülebilir büyümeyi adım adım inovasyon ile sağlamak, krizlerin şekillendirdiği ani kopma noktalarına sürüklenmekten daha akıllıca bir yol. Ancak Meadow’da, benim gibi, kaçınılmaz noktalara gelinene, krizler patlayana kadar insanların eski alışkanlıklarını terk etme konusunda maalesef pek istekli olmayacağı düşüncesinde. Bu nedenle olsa gerek Meadows’un geleceğe yönelik öngörülerinde, her türlü şok ve krize dayanıklı esnek yapılara sahip şirket, şehir veya ülke yapılarına ilgi duyuyor olmasına şaşırmamalı.

Daha fazla verimlilik sağlayan ürünler üreterek dünyaya daha az yük olmamızı sağlayacak mucitler ve ar-ge ekipleri belkide dünyanın geleceğini büyük bedeller ödeten şoklardan ve krizlerden kurtaran gizli kahramanlar olacak.

Elektrikli arabalar için yenilikçi piller

NYTimes haberine göre sıvı elektrolit ve katı elektrotlar içeren standart pilleri değiştirerek enerji yoğunluğunu iki kat arttıran ve daha küçük ve güçlü enerji paketleri ile elektrikli araçlar için daha uzun menziller vaadeden bir teknolojiyi geliştiren Li-ion pil şirketine General Motors’un girişim sermayesi sağlayan firması GM Ventures firması küçük bir hisse karşılığında 3.2 milyon dolar yatırdı.

Teknolojiyi geliştiren Sakti3 firması, aynı zamanda Michigan Universitesinde katı hal pilleri konusunda profesör olan Ann Marie Sastry tarafından yönetiliyor. Dr. Sastry aralarında Michigan Eyalet yönetimi, Japon Itochu firması gibi çeşitli kaynaklardan 16 milyon dolar sermaye topladıklarını, yıl sonuna kadar prototipi tamamlamayı planladıklarını söyüyor. Otomotiv dendiğinde ilk akla gelen Michigan eyaletinin, pil üreticilerini kendine çekmek için büyük destekler verdiği biliniyor.

Dr. Sastry, “Yarış, maliyet eğrisini hızla aşağı indirerek gelişmiş bataryalar geliştirmekte. Yeni teknolojimiz ile  maliyet avantajı olan pil hücreleri üretebileceğimize dair iyimserlik içindeyiz” diyor.

Bu yenilikçi teknolojinin ne olabileceğine dair buradaki patent araştırması bir fikir verebilir.

İnovasyonda devlet desteği

Detayları henüz araştırmadım ama Obama yönetimi ABD çapında inovasyonu ve buna temel oluşturan ar-ge projelerini desteklemek için önemli bir teşvik hazırlığında olduğu söyleniyor.

Challenge.gov da bu hedefe doğru atılmış bir adım. Obama’nın Baş Teknoloji Yöneticisi (CTO) Annesh Chopra ve Baş Enformasyon Yöneticisi (CIO) Vivek Kundra geçtiğimiz günlerde GOV2.0 konferansında yeni bir siteyi duyurdu. CHALLENGE.GOV sitesi çözülmesi gereken 35 sorun belirleyerek bu konularda yarışmalarla, yenilikçi fikirlerini kendileriyle paylaşanlara ödüller ve teşvikler veriyor.

Çözüm önerileri beklenen fikirleri ise şu şekilde sıralamışlar:

  • Çocukların seveceği besleyici bir ürün geliştirme – 12.000 $ ödül
  • Kolej futbolunda atıkların azaltılması – okul prestij ödülü
  • Savunma teknik bilgi merkezi tarafından seçilecek en orjinar araştırma yayını
  • Ters osmos membranlarını nasıl geliştirebileceğimize dair bir makale – 100.000$ a kadar para ödülü
  • Dijital adliyeler yarışması
  • Federal sanal dünyalar yarışması (ABD ordusu için en iyi sanal dünyayı yaratma) – 25.000$
  • Kablosuz güç iletimi alanını geliştirme – kablosuz biçimde sürerek mekanik bir turmanıcıyı 5 m/s hızla 1km yükseğe çıkaran takıma tam 1.1Milyon$
  • Güçlü Halat Yarışması, Pazardakilerden %50 daha yüksek gerilme mukavemetine sahip bir malzeme geliştirene 2 milyon$

Site ve yarışmalar devlet eliyle yenilikçiliğin nasıl geliştirilebileceğine bizim için de ilginç bir örnek oluşturuyor. Özellikle akademik camianın çalışmalarını pazara dönüştürülebilir ürünlere yöneltmesine yardımcı olacak bir motivasyon sağlayabilir.

Yaratıcılığı geliştirme yolları

İnovasyon, yaratıcı düşüncenin ürünü. Ruhdoktoru bloğunda yaratıcı düşünceyi geliştirmek için ilgi çekici psikolojik yollar sıralanmış.

2010 İnovasyon ve ticarileştirme anketi

McKinsey, inovasyon ve ticarileştirme anket sonuçlarını yayınladı.

Rapora göre, şirketlerin yeniden büyümeye odaklanması, inovasyonu yine birinci gündem maddesi haline getirdi. Soruları cevaplayan üst düzey yöneticilerin %84′ü şirketlerinin büyüme stratejisinde inovasyonun aşırı derecede önemli olduğunu söylüyor. Raporda, şirketlerin yeni fikirler üretme ve bunları ürünler ve hizmetlere dönüştürme yaklaşımlarının kriz öncesine göre çok az değiştiğini, ya da yöneticilerin önceki yaklaşımlarının iyi işlediği düşüncesiyle değiştirmediğini ortaya çıkardı.

Bunun dışında, sorunların çoğu -doğru yeteneği bulmak, işbirliğini ve risk almayı teşvik, baştan sonra inovasyon sürecini organize etmek- olarak devam ediyor.

Önceki araştırmalara göre başarılı inovasyonun önündeki temel engeller değişmedi ve şirketler bunları aşmak yolunda az gelişim gösterebildi.

Sonuçlar, şirketlerin inovasyon için daha başarılı olabilecekleri bazı yolları da ortaya çıkardı. Özellikle, önceliklerin tanımlanması ve ürünlerin ticarileştirilmesi için süreç formüle edilebilir ve stratejik planlama çalışmalarına inovasyon entegre edilebilir.  Raporu pdf formatında buradan indirebilirsiniz.

Sürdürülebilir teknoloji patentleri

Avrupa patent ofisinin ücretsiz patent araştırma servisi espacenet, çevreci, sürdürülebilir teknolojiler ile ilgili yeni patent sınıflandırma numarası Y02 ile araştırma yapılabileceğini duyurdu.

Artık çevreci teknolojiler (iklim değişikliğine karşı uygulamalar veya teknolojiler) ile ilgili en son patentlere daha kolay ulaşabileceksiniz.

Kümülatif, açık ve kullanıcı inovasyonu

Avrupa’da yılın mucitleri – Su tasarrufu

Avrupa’da yılın mucitleri ödülleri Avrupa Patent Ofisi tarafından düzenlenen görkemli bir törenle her yıl sahiplerini buluyor. Ödül verilen buluş sahiplerinin hikayeleri bizim için güzel birer inovasyon örneği oluşturuyor.

2010 yılı adayları belli oldu. Sizinle bazı finalist mucitleri ve başarı hikayelerini paylaşacağım.

Sanayi alanında finalistlerden ilki, İsviçreli bir firma tarafından pazarlanan ve musluklar için su jeti olan Neoperl adlı bir ürünün mucitleri Alman mühendisler  Hermann Grether ve Christoph Weis.

Temiz içme suyu, gün geçtikçe daha zor bulunan bir kaynak haline geliyor. Dünyada şu anda  mevcut tatlısu rezervinin %30′unu kullanılıyor. Kaynakların kirlenmesi devam ediyorken, 2025′de bu oranın %70′e yükselmesi bekleniyor. Temiz suyun büyük kısmı, ev işleri esnasında lavabodan akıp gidiyor; örneğin el yıkamak için dakikada 7 litre ve duş için dakikada yaklaşık 12 litre.

Alman mühendisler, Hermann Grether ve Christoph Weis, su tasarrufunu yerinde yapmak için su ve havayı karıştıran yeni ve sürdürülebilir bir tapa geliştirdi. Bu cihaz “aeratör, havalandırıcı” özellikleri gösteren ve evinizdeki musluğa kolayca takılabilen özelliklerdedir.

Havalandırıcı tasarımı, çok zekice bir sır içerir: bir sıra plastik elek plakası, su akışını yavaşlatır ve tek kola dönmeden önce  akışı ayrı kollara böler.  Bu durumda, daha az su kullanacak şekilde akışa hava eklenir ve akış hacimli olur.

Buluştan önce, havalandırıcılar pahalı metal esaslı insertlerdi. Ancak Grether ve Weis’in geliştirdiği plastikten plakalar sadece daha ucuz değil, aynı zamanda daha yumuşak bir su akışı sağladı.

Buluş, Neoperl firması tarafından 2003′ten beri dünyanın 60 ülkesine satıldı. Sistem, hızlı bir ticari başarı sağladı. İlk yıl, yıllık satış rakamı 80 milyon Euroyu buldu. Firmanın, bu kısa zamanda ürünle ilgili 427 patent yayını var.

Development Water dergisine göre, yeni su havalandırıcılar evdeki su tüketimini %50′ye varan oranda azaltıyor. Neoperl, yılda 50 ila 100 milyon su havalandırıcı üretiyor ve bu alanda uluslararası pazarın lideri.

2008′de şirket satışları 130 milyon Euroyu aştı ve Avrupa, ABD, Asyadaki dağıtım ve üretim tesislerinde çalışan sayısı 600′e ulaştı.

Geçmişindeki 30 yıllık tecrübesiyle, Hermann Grether Neoperl’de teknik tasarım ve inovasyon konusunda çalışıyor. Christoph Weis ise şirketin araştırma ve geliştirme departmanını yönetiyor. Kaynak epo.org, çeviri, derleme: inovasyon.com

2010 İmalat alanında inovasyon listesi

Amerika’daki Makine Mühendisleri Topluluğu (SME) imalat yöntemlerinizin değişmesine neden olabilecek inovasyonları içeren 2010 yılı listesini yayınladı.

Listede yer alan yenilikler, RFID etiketlerinin maliyetlerinde %80′e varan azalma, nano fiber üretim maliyetlerinde azalma ve elektronik cihazların tasarım yöntemini değiştirmeye yardımcı olacak yenilikler içeriyor.

SME inovasyon izleme komitesinin görevi, teknoloji alanında son inovasyonları taramak ve yaygınlaştırma yöntemlerini araştırmak. 2010 yılı imalat alanı inovasyon listesi şu şekilde:

1. Yazdırılabilir RFID etiketleri. Mevcut RFID etiketlerinin her biri ortalama 15 cent iken yeni baskı RFID etiketleri üreticilere bir tanesini üç cente mâl etme ile bu maliyetleri %80 civarında azaltma potansiyeli veriyor. Komite üyelerinden “Terry Wohlers, bu yeni yazdırılabilir etiketler bir sakız paketine sığabilecek kadar ince ve esnek” diyor.  ”Bu gelişme daha fazla tüketicinin kullanımına imkan verecek. Örneğin RFID tarayıcılı cep telefonları sıra beklemeksizin ürünlerin ödemesini yapabilmenize imkan verebilir.”

2. Nanoporoz Silikon Elektrotlar. Elektrikli arabalara olan talep artıyor ancak mevcut lityum-ion bataryalar sadece 30 dakika şarj sağlıyor. Nanoporoz Silikon Elektrotlar bataryaların 10 kat daha fazla şarj depolamasını sağlayabilir. LG Chem, 3M ve Sanyo teknolojiyi şimdiden test etmeye başladı. Elektrotlar, benzer kapasitedeki doğru katotlarla eşleştirildiğinde bir arabanın 3-4 saat çalışmasına yardımcı olabiliyor.  Nanoporoz silikon elektrotlar taşınabilir cihazlar için de gelecek vaadediyor.

3. Silikon Karbit (Silicon Carbide, SiC). Aşırı sıcaklıklara dayanabilmeleri ile SiC elektronikler, yüksek güç performansına sahip hibrit araçlar ve rüzgar türbinlerinde  kullanılmaya başladı. SiC’ler 600°C’de bile çalışma potansiyeline sahip. Wohlers’e göre “Bu yeni sıcaklık dayanım yeteneği daha önce mümkün olmayan ürünler ve tasarımlara izin verecek “.

4. Nanotüp Mürekkepler. Yeni nanotüp mürekkepler geri dönüştürülmüş fotokopi kağıdını ekonomik enerji depolama cihazı olarak kullanılabilecek bir yüksek enerji elektroduna dönüştürebiliyor. Bu yüksek enerjili elektrotlar, güçlü, esnek ve yüksek iletkenliğe sahip ve mobil elektronik cihazlara güç sağlamak için kullanılabilir.

5. Makul fiyatlı Nano Lifler. Nano fiber üretimi ucuzluyor. Şu anda malzemelerin mukavemetini arttırarak bisiklet, golf sopaları, tenis raketleri ve ilaç sağlama sistemleri gibi uygulamalarda kullanılan nano lifler üretimi oldukça pahalıydı. Yeni santrifüj force spinning makineleri (Forcespinning) mevcut proseslere göre daha düşük maliyetli bir seri üretimi mümkün kıldı.

6. Kendini onaran Polimerler. Kendini onarma ajanlarına sahip “Akıllı Malzemeler” zor şartlara maruz kalan metalin bakımında kullanılan elastomerler, termosetler, ve toz kaplamalarda uygulanıyor. Petrol ve gaz endüstrisinde, örneğin bu polimerler boru hatlarının pahalı tamir masraflarını düşürebilir.

7. Faz değiştiren polimerler. “Akıllı Malzemeler” ayrıca faz değiştiren polimerleri (PCM) de içeriyor. PCM şimdiden BMW tarafından motorun çalışma sıcaklığında fazla ısının depolanmasında kullanılıyor. Bu ısı motorun bir sonraki soğuk çalıştırılmasında motoru hemen ısıtarak benzin tasarrufu yapılmasına katkıda bulunuyor. Rod Jones, “PCM ayrıca inşaat malzemelerinde evlerin aşırı iklim şartlarında korunmasına yardımcı olmak üzere de kullanılabilir” diyor.

8. Biyo-esaslı Ürün ve Malzemeler. Biyo-esaslı malzemeler ve ürünlerin üretiminde doğal hayat oldukça ilham verici. Otomotiv üretiminde, Ford Mustang ile bir milyona ulaşan soya köpüğünden koltuklar gibi örnekler mevcut. Jones, aynı zamanda “Biyo-esaslı ürünler aynı zamanda yapıştırıcılarda, motor yağlarında ve kaplamalarda da kullanılıyor” diyor.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.