Yılın Avrupalı Mucitleri: Isı transferi alanında inovasyon

Daha önce duyurduğum yılın avrupalı mucitleri ödül töreni 28 Nisan 2009′da gerçekleştirildi. Kazananlar; endüstri alanında burada bahsettiğim glivec ilacı ile Amerikalı onkolojist Brian Druker ve İsviçreli ilaç kimyageri Jürg Zimmermann, kobi&araştırma alanında aşağıda kısaca tanıtacağım yeni ısı eşanjörü tasarımıyla Joseph Le Mer, Avrupa alanı dışı kategorisinde çinin bitkisel tedavi yöntemlerinden birini esas alarak geliştirdikleri ilaç ile Zhou Yiqing ve ekibi, hayat boyu başarı alanında ise güneş enerjisi ile ilgili çalışmaları nedeniyle Adolf Goetzberger oldu.

epoepo2

Isı transferi alanında inovasyon

Geçtiğimiz 30 yıl boyunca Joseph Le Mer çığır açıcı bir değişiklik yapan alanlardan birinin dışında, ısı transferi alanında icatlar yaptı. Birkaç zorlu başlangıç sonrasında, 1993′te Le Mer nihayet onu ve patentlerini bu sektörün en önüne fırlatan modeli geliştirdi.

la-mer-150x150Gerçekten de bir İtalyan yatırımcı, Rocco Giannoni, Le Mer’in fikirlerinden çok etkilendi ve Fransız mucide ona mali destek sağlayabileceğini söyleyerek birlikte Fransa’nın Morlaix şehrinde bir yatırım gerçekleştirdiler. Fransız mucidin ısı eşanjörleri tek tüplü tasarımıyla dikkat çekiciydi. Diğer ısı eşanjörleri iki hatta üç tüp kullanımıyla üretim maliyeti, iyi bir ısı transferi sağlamada zorluk ve ağırlık sorunlarına sahipti.

Le Mer’in eşanjörleri sadece ucuz üretim maliyeti ve nispeten hafifliğiyle değil aynı zamanda değişik ısıl ihtiyaçlara göre bir tüpün diğer tübe uç uca veya yan yana bağlanabilmesi  sayesinde daha dinamik bir tasarım sağlıyordu.

heating-technology-150x150Ucuz üretim maliyetinin yanı sıra Le Mer’in patent portföyü ile koruduğu eşanjörler, endüstri standartlarının üzerinde bir enerji verimliliği sayesinde çevreye zarar vermemekteydi.

Giannoni-France’ın 1993′te kurulmasından itibaren şirket, bir kobi’den ısı eşanjörlerinde dünya pazarının önemli bir oyuncusuna dönüştü. Bugün şirket 700′ün üzerinde çalışanı ile yılda bir milyondan fazla eşanjör üretiyor ve yıllık cirosu 135 milyon euronun üzerine çıkmış bulunuyor.

Avrupa ve ABD’de devlet yetkilileri ve çevre koruma gruplarının ev ve işyerlerinde kullanılan geleneksel ısı eşanjörlerinin yoğuşmalı olanlarla değiştirilmesi konusundaki artan baskılarına rağmen, Giannoni firması La Mer’in patentli buluşları sayesinde bu alandaki  talep artışına şimdiden hazır.

Kaynak: epo.org Çeviri, derleme: inovasyon.com

Yılın Avrupalı Mucitleri: Güvenlik alanında inovasyon

Doğrulama amacıyla; retina, iris, ses, el ve yüz desenleri gibi insan vücudu karakteristiklerini ölçmek ve analiz etmek için çeşitli teknolojiler bulunuyor. Bu teknolojiler geçtiğimiz yıllarda hatta yüzyılda sürekli geliştirildi.

police

İlk ve hala en yaygın olarak kullanılan biyometrik karakteristik parmak izi. Parmak izi kayıtlarının ilk göstergeleri 4.000 yıl öncesine kadar gitmekte ve milattan önce 300 yıllarında Çinli mahkemelerin hırsızlık davalarında delil olarak el izi kullandığı biliniyor.

Parmak izlerinin her bir bireye özgü ve eşsiz olduğunu 18. yüzyılın sonlarında fark eden ilk batılı bilim adamı Alman anatomist J.C. Mayer’dir. Buna rağmen bu parmak izlerinin polis kayıtlarında ve mahkeme sisteminde yer alması 100 yılı bulmuştur.

1880′de Dr. Henry Faulds parmak izlerinin suçların çözülmesinde yardımcı parmakiziolacağını belirtmiştir. Kalküta’da dünyanun ilk parmak izi bürosunda çalışan iki Hintli polis memuru, Azizül Hak ve Hem Chandra Bose 1897′de ilk parmak izi sınıflandırma sistemini geliştirirler. Bu sistem, daha sonra patronları Sir Edward Henry tarafından İngiltere’de yaygınlaştırılır. Buradan tüm dünyaya yayılır.

Günümüzün parmak izi okuyucuları, parmak izi deseninin sayısal bir resmini elde ederek, bunu veritabanlarında saklamaktadır. (FBI veritabanında 45 milyon kişinin parmak izi bulunuyor). Bununla birlikte, büyük ölçekli parmak izi toplama konusundaki artan eğilim veri koruma ve kişisel bilgilerin gizliliği savunucularını endişelendiriyor.

Bunun yanında, geçenlerde akademik çevreler, yargıçlar ve medya parmak izinin hukuki geçerliliğini yeniden tartıştı. Çok düşük bir hata oranına rağmen parmak izi kıyaslama subjektif bir durum. Bilgisayarlar iki iz arasındaki  en iyi ayrımı yapamıyor. Görev ancak insanlar tarafından yapılabiliyor ve yapan kişilerin eğitim seviyesi birbirinden farklı. Bu bir zamanların hukuki altın standardı olan parmak izinin delil olarak kullanımını ihtilaflı hale getiriyor.

Bilimsel destek açısından kimlik teknolojisinin en güvenilir formlarından biri DNA izi.  Sir Alec Jeffreys, DNA profilinden ilk olarak 1985′te bahsetti. Günümüze kadar sürekli geliştirildi ve bugün suç dosyaları kadar jenerik ilişkilerde (ebeveynlik testleri) de kullanılıyor. En yaygın kullanılan DNA izi metodu 1990′ların ortalarında popüler olmaya başlayan STR analizidir. O günlerden itibaren birçok ülke kapsamlı DNA veritabanları kuruldu.

Ancak DNA izi doğruluk derecesi bile iris esaslı araştırmaların geçtiğimiz 10 yıl içerisindeki muazzam artışını durduramadı.

iris1949′da İngiliz oftalmolojist (göz mütehassısı) James Doggart karmaşık desenleri nedeniyle irisin yeni parmak izi olabileceğini belirtti. Daha sonra iris tanıma bilim kurgu filmlerine konu olmaya başladı. Yeni bir biyometrik karakter olarak ise retina veya gözün arkasında uzanan doku gündeme geldi.

1930′ların ortasında bahsedilen retina tarama, 1970′lerin donunda Robert “Buzz” Hill tarafından geliştirilen ilk retina tarayıcı cihazı ile gerçekleşti. Cihaz, her bireyin retinasındaki kan yollarının eşsiz desenini yakalıyordu. Retina tarama, devlet kurumları ve hapishanelerde, ATM’lerde kimlik tanımlama ve hırsızlığının engellenmesi amacıyla kullanıldı.

Ancak bilim adamları iris tanımayı bir bilim kurgu olmaktan çıkartmakta kararlıydı. Parçaları bir araya getirmeye çalışan ve Cambridge üniversitesinde bir bilgisayar uzmanı olan John Daugman, çok sayıda engel olmasına karşın iris üzerindeki dağınıklığın, gözü yeni elektronik parmak izi yapacağı görüşündeydi.

daugman

Daugman 1990′da tersine tip yaklaşım içeren bir iris tanımlama algoritması geliştirdi. İris tanımlama algoritması, ilk olarak gözün bir fotoğrafından irisin dış çeperini tanımlamaktaydı. Sadece irisi içeren piksel seti, iki irisin istatistiki olarak anlamlı bir kıyaslamasını sağlamak için gerekli bir  bit desenine çevrilmekteydi.

Daugman’ın algoritmasını içeren kameraya bakıldığında, bir şahıs simültane olarak kendi gözünün resmi için yapılan istatistiki bağımsızlık testinden “kalır” iken diğer bütün gözlere karşı testi “geçme” garantisine sahiptir.  Bu işlem nefes kesici bir hızla gerçekleştirilir. Sistem bir irisi,bir milyon diğer iris ile kıyasladığında algoritmanın çalışma hızı kabaca bir saniye sürer.

İrisle ilişkili araştırmaların çoğu iris tanımayı uzak mesafelerden (10 metre ve üzeri) gerçekleştirmeye çalışır ve havaalanlarında gizli güvenlik uygulamalarında kullanılmak için geliştirilir. Son teknolojiler aynı zamanda yürüme hızındaki birinin iris kamerası önünden geçişi gibi hareket halindeki bireyleri hedef almaktadır.

yolcular

Bu teknoloji sıkı havaalanı güvenliği ve sınır kontrol noktaları kurmak isteyen hükümetler nezdinde de gittikçe popülerleşiyor.  FBI’da güvenlik ve anti-terör amaçlı olarak biyometrikte inovasyona dönüş için hevesli. FBI desteği ile Batı Virginia Üniversitesi 2008′de yeni nesil biyometrik uzmanları yetiştirmek üzere biyometrik sistemlerle ilgili bir lisans programı başlattı.

Bu aynı zamanda biyometrik ile ilgili ihtilafların süreceği anlamına geliyor. Veri koruma ve özel hayatın gizliliği taraftarları ise kamu güvenliği ile devletlerin “Big Brother” haline gelmemesi arasındaki ince hattın aşılmadığına emin olmaya çalışıyor.

Kaynak: epo.org, Çeviri: inovasyon.com

Yılın Avrupalı Mucitleri: Tekstilde inovasyon

speedo-150x140Fiona Fairhurst, ünlü deniz modası ve spor markası Speedo firmasında Araştırma ve Geliştirme ürün müdürü olarak çalışırken yıllarını mükemmel mayo geliştirme çalışmalarıyla harcadı. Son on yıl içerisinde Speedo’nun Fastskin mayosu ve bu teknolojideki gelişmeler, gözleri profesyonel yüzmede yeni dünya rekorları ve olimpiyat madalyaları kazanan yeni  ”gümüş kurşunlara” çevirdi.

Olimpiyat seviyesinde yüzme yarışmalarında bir saniyenin parçaları, atletin evine gümüş mü yoksa altın madalya ile mi döneceğini belirliyor. Teknik ve gücün değiştirilemiyorken, doğru mayo seçimi yüzücülere önemli bir rekabet gücü kazandırıyor.

aqua-fs2-speedo-150x150hist-2000s-sharkpattern-150x150hist-2000s-faskin2-150x150

Çığır açan “Fastskin” mayosu Speedo’da bir tekstil uzmanı olarak çalışan ve ar-ge ekibinin başına geçen Fiona Fairhurst ve ekibi tarafından tasarlandı. Mayoyu, insan vücudunu daha “hidrodinamik” hale getirmek yani suyun içerisinde süzülmesi esnasında en küçük su direncine maruz kalabileceği biçimde tasarladılar.

16 yaşından beri 37 yıldır yüzücü atlet olan Fairhurst bunun neyi gerektirdiğini biliyordu.

sharkFairhurst, yeni mayo için mükemmel kumaş ve kesimi bulmak için oluşturulan ar-ge ekibiyle birlikte 1999′de çalışmalarına başladı. Hidrodinamik alanındaki bilimsel uzmanlık, Uluslararası Su Araştırmaları Merkezinde bir araştırmacı olan Jane Cappaert’ten geldi.

Cappaert 1982 olimpiyatlarında yüzücülerin güç çıktıları üzerine bir çalışma yapmıştı. Amaçları su içerisindeki ten sürtünmesini azaltan bir malzeme bulmaktı. Fairhurst, bir model olarak hidrodinamik canlıları özellikle ilginç buluyordu.

Sonuç olarak, Fairhust’un takimi köpek balıkları üzerine odaklandı. Vücutları su altında yoğun türbülansa neden olmasına rağmen oldukça çevik yüzücülerdi. Speedo’nun öğrendiği sır, köpek balıklarının derisine dayanıyordu. Dişçikler (denticle) içeren küçük sırtlardan oluşan bir desene sahipti. Bu yapı, köpek balığı yüzeyken ona temas eden su miktarını azaltıyordu.

Speedo, köpek balıklarının deri yapısını taklit eden bir malzeme geliştirdi. Sonuç, örülü, dişçikler baskılı özellikli su geçirmez bir kumaştı.

speedo_teaser

Fastskin, onu giyen yüzücülerin madalyaların %83′ünü aldığı 2000 Sydney Olimpiyatlarında ilk kez tanıtıldı. 2004 Atina Olimpiyatlarında ikinci nesil Fastskin mayosunu (yüzücülere ikinci bir cilt gibi oturan eşsiz hidrodinamik kesime sahip özelliklere sahip) giyen yüzücüler toplam 47 madalya kazandı.

Kaynak: epo.org, Çeviri: inovasyon.com

Yılın Avrupalı Mucitleri: İlaç üretiminde inovasyon

glivec

Kronik myelositer lösemi (Chronic Myelogenous Leukaemia, CML) herhangi bir zamanda saldırabilmesi, çok acı verici olması hem yetişkim hem de çocukları etkileyebilmesi ile uzun bir süre kanserin en ölümcül formlarından biri olarak kabul edildi. İki öncü tıbbi araştırmacının çalışmalarından önce, bir CML tanısı ve müteakip tedavi denemeleri uzun süren ağrılara rağmen kesin olmayan bir tedavi ihtimali sunabiliyordu. Ancak günümüzde, Amerikalı onkolojist Brian Druker ve İsviçreli ilaç kimyageri Jürg Zimmermann’ın geliştirdiği kanser tedavisi ilacı Glivec sayesinde CML’de %98 iyileşme sağlayarak bu hastalığın eski ağırlığını ortadan kaldırdı.

1960′ta araştırmacılar CML hastalarının %95′inde philedelphia kromozomu olarak adlandırdıkları bir anormal kısa kromozom keşfettiler. Philedelphia kromozomo fenomeninin anlaşılması CML tedavisinde anahtar olarak görülüyordu. 13 yıllık bir araştırma sonunda, philedelphia kromozomunun DNA değişimindeki iki kromozomun sonucu olduğu keşfedildi.

Philadelphia kromozomu. Kromozom 9'un bir parçası ve kromozom 22'nin bir parçası kırılarak yer değiştirir. Bcr-abl geni kromozom 9'un parçası ekli olan kromozom 22'de oluşur. Değişen kromozom 22, philedelphia kromozomu olarak adlandırılır.bcr-abl-fig-150x150cml2-150x150

1980′lerin başlarında araştırmacılar DNA değişiminin bir BCR-ABL olarak adlandırılan füzyon proteini (birleşen iki gen veya proteinin ürünü) ile sonuçlandığını gösterdiler.  BCR-ABL vücut içerisinde beyaz kan hücrelerinin aşırı üretimine neden olmaktaydı. Sağlıklı bir insanın kanında bir milimetreküpte 4.000 ila 10.000 beyaz kan hücresi bulunuyorken, CML hastalarında bu miktarın 10 ila 25 katı bulunuyordu.

chronic-myelocytic-leukemia-50xchronic-myelocytic-leukemia-100x2-website-150x150chronic-myelocytic-leukemia-50x

1990′larda İsviçre merkezli bir ilaç firması olan Novartis’teki araştırmacılar BCR-ABL inhibitörlerini aramaya başladı ve bilim adamları BCR-ABL’yi azaltan bir bileşik tasarladılar. Jürg Zimmermann ve ekibi bileşiği geliştirmek üzere kuruldu ve çalışmalarının sonunda kuvvetli ve özel bir BCR-ABL inhibitörü tasarladılar.

1994′te, Novartis Brian Druker ile ekip kurarak inhibitörü 1999′da başlayan klinik testler için iyileştirerek hazırladılar. Günümüzde, Glivec olarak bilinen bileşik mucize bir ilaç olarak adlandırılıyor. Veriler Glivec terapisinin kronik aşamadaki CML hastalarında kan sayılarının kararlı hale getirilmesinde %98 oranında yardımcı olduğunu gösteriyor.

glivec-150x150novartishq-150x150zimmermann-150x150

Ayrıca, örneklerin %92′sinde, Philedelphia kromozomunun halen bulunmakla birlikte tamamen etkisizleştirildiği tespit edildi. Hastaların CML tedavisinde bir kemik iliği naklinin takip ettiği Glivec tedavisinin %60 ila 80 oranında başarılı bir iyileşme sağladığı görüldü. Glivec’in yan etkileri hafif ve idare edilebilir bulunmakla birlikte, hastaların %5′ten azında ciddi yan etkiler görüldü.

Zimmerman-Druker işbirliği, Novartis kaynakları ve yorulmak bilmeyen medikal araştırmacıların çalışmaları sayesinde, kanserin bir tedavisininin bulunma ihtimali gerçekten de mümkün görünüyor.

Kaynak: epo.org, Çeviri: inovasyon.com

Yılın Avrupalı Mucitleri: Çelik üretiminde inovasyon

epo-logoAvrupa Patent Ofisi ve Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenen yılın avrupalı mucitleri ve patent forumu organizasyonundan daha önce burada bahsetmiştim.

2009 ödülleri 28-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak Avrupa Patent Forumunda AB dönem başkanı Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag’ta verilecek. Ödül için adaylar açıklandı. Endüstri alanındaki adaylar ve buluşlarını kısaca tanıtacağım.

İlk adaylar düşük sıcaklıklarda pik demir üretimi sağlayan Siklon Konvertör Fırın (CCF) üzerine yaptıkları buluşları ile Corus Staal firmasından Hollandalı Hendrikus Meijer ve Huibert den Hartog.

corus-ijmuiden

Meijer ve den Hartog tarafından inovatif  “Siklon Konvertör Fırın” geliştirilmeden önce sıvı pik demir üretmenin tek yolu demir cevherinin elektrik ark fırınında (EAF) pik demir ile eritilmesi daha sonra sıvı formda çelik tesisine taşınmasıydı. Pik demirin çeliğe dönüştürülmesi ise, bu tesiste artık karbonun yakılması ile mümkün oluyordu.

Yıllık 12 Milyar paund geliri ve 20 milyon ton çelik üretimi ile Avrupa’nın ikinci büyük çelik üreticisi Corus Staal’de çalışan Meijer ve den Hartog pik demir üretiminin daha ucuz ve çevre dostu bir yöntemi olması gerektiğini düşünüyordu.

corus-ccf-buyuk2001 yılında Meijer ve den Hartog siklon konvertör fırınlarını yaparak ön üretim aşamasında bir eritme siklonu kullanımı ve son indirgeme sürecinde bir metalürjik tekne kullanan iki adımlı bir proses ile doğrudan demir cevheri ve kömür kullanarak düşük sıcaklıklarda erimiş pik demir üretimini mümkün hale getirdiler.

Her iki aşama indirgeme esnasında salınan gazları kullanıp, daha düşük sıcaklıklar ve az miktarda kömür yani daha az enerji kullanımına izin veriyordu.

Bununda ötesinde pik demir üretimindeki katı bir atık olan cüruf katmanını eritme prosesi içerisinde birleştirmenin bir yolunu keşfettiler. Cürufun üretim prosesinde kullanımı yeni bir fikirdi ve daha temiz bir cüruf tasfiye metoduydu.

meijer_den-hartog-150x124Meijer ve den Hartog’un siklon konvertör fırını, bilinen eritme proseslerinde ihtiyaç duyulandan çok daha az bir değer olan üretilen pik demirin bir tonu için 500 ila 1000 kg kömür kullanıyor. Kullanılan kömürün azalması, Corus Staal’in masraflarını ve çevreye zararı önemli ölçüde azalttı.

Pik demirin çelik üretiminde, çeliğin ise modern inşaat süreçlerinin anahtar bileşeni olduğu düşünüldüğünde, pik demirin endüstriyel ilerlemedeki değeri küçümsenemez. Meijer ve den Hartog tasarımı hem üretim maliyetlerini düşürmek isteyen çelik üreticileri hem de çevreyi koruma adına iyi bir haber.

Üretimde inovasyon zorunluluğu raporu

inovasyonBoston Consulting Group firmasının bu ay yayınladığı “üretimde inovasyon zorunluluğu” başlıklı rapor, inovatif ülkeler listesinin yanı sıra inovasyonda başarı unsurları, hükümetin inovasyonu arttırmadaki rolü ve inovasyonu arttırmak için neler yapılması gerektiğine dair kısa bir aksiyon planını içeriyor.

BCG değerlendirmesine göre en inovatif ilk üç ülke Singapur, Güney Kore ve İsviçre iken ABD şaşırtıcı bir biçimde 8. sırada. Türkiye ise Ürdün ve Suudi Arabistan’ın bile altında 58. sırada yer almış. Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Yerli ve yabancı firmaların büyük ilgi gösterdiği ar-ge teşvik kanunu sayesinde ülkemizin bu listede kısa bir zamanda hızla yukarılara çıkacağına inanıyorum.

Kahraman mucit, devlere karşı!

(Dikkat: Bu yazı Flash of Genius filmiyle ilgili spoiler içerir.)

100 yılı aşkın zamandır halâ aynı temel prensiple çalışan sileceklere sahip arabalar kullanıyor olmamız düşündürücü. Belki de nanoteknoloji ile imal edilecek hidrofobik bir cam kaplamaları ve ultrason gibi alternatif ileri teknolojileri içeren bir çözüm yakındır.

1997′de Robert Bosch’un Bursa fabrikasındayken iyice inceleme imkânı bulduğum; süpürge, silecek kolu, hareket iletim mekanizması ve bir tahrik motorundan oluşan ve ilk olarak 1903 yılında bir kadın mucit, Mary Anderson tarafından icat edilen silecek, zaman içerisinde gelişimini sürdürerek taşıtlar için vazgeçilmez bir temel parçayı oluşturdu.

kearnsrcirca60sBir mühendis olan ve  Wayne State üniversitesi makine mühendisliğinde öğretim görevlisi olarak çalışan Dr. Robert Kearns, 6 çocuğu ve eşiyle yaptığı gezintiler esnasında yağmurun şiddetini değiştirmesi durumunda, örneğin hafif çiseleyen bir yağmur için sürekli silecek hareketinin sabit hızının fazla geldiğini, görüşü olumsuz etkilediğini farketti. Bu sorunu çözmek için 1963′te evinde yaptığı çalışmalar esnasında, basit ama etkili bir fasıla ayarlı (intermittent) silecek kontrol devresi geliştirdi.

Buluşunu 1963′te başvurduğu ve 1967′de belgeye bağlanan patent başvurularıyla koruma altına aldı. Bu esnada Ford gibi ünlü otomobil firmalarına bu teknolojiyi üretip satma teklifini götürdü. Kearns patentli buluşunun pazarlanmasında başarılı olamadığı gibi, bütün üreticiler Kearns’ın geliştirdiği teknolojiyi içeren fasılalı silecek sistemlerini kullanmaya başladı. Bu durum Kearns’ın bütün hayatını değiştirdi ve artık kendini,  otomotiv devlerine açtığı patent davalarına adadı. 1978′de Ford’a, 1982′de Chrysler’e dava açtı. Mahkeme Ford’un Kearns’ın patentini kasıt olmaksızın ihlal ettiğine karar verdi. Ford temyize gidilmemesi ve davanın kapanması karşılığında Kearns’e 10.1 milyon dolar ödedi. Mahkeme diğer davada Chrysler’in de 18.7 milyon dolar ödemesine karar verdi. Ancak bu karar Kearns’ın hatalarının da etkisiyle temyizde bozuldu.

fog1

Konusunu Robert Kearns’ın adalet arayışından alan Flash of Genius filmini, yeni buluşlar yapma konusunda istekli olanlara tavsiye ederim. Onun hayatından, önemli dersler çıkarmak mümkün.

Filmi izlememden sonraki ilk önerim, buluşunuzu (patent başvurusu yapılmış olsa dahi) başkalarıyla paylaşmadan önce karşı tarafa, verilen bilgilerin içeriğinden de bahseden bir gizlilik anlaşması (non-disclosure agreement, NDA) imzalatmanız olacak.

Kearns’ın 5 davasına bakan yargıç Avern Cohn, 2005 yılında vefat eden Kearns’ı “alıngan ve kararlı” olarak tanımlıyor “otomotiv endüstrisine yaptığı katkının eşsiz olduğunu takrir ettirdi” ve “şevki, hüküm verme kapasitesinin önünde” diyor. Kızı da evini mahkeme dosyalarıyla doldurduğunu, hayatının bu mücadeleden ibaret olduğunu söylüyor. Bu süreç eşinden de ayrılmasına neden olmuş.

Kearns patentten doğan haklarını mahkemede sonuna kadar aradı. Ancak bazen, hukuki sürecin uzunluğu ve maddi/manevi maliyeti düşünüldüğünde mahkeme öncesi anlaşmak daha mâkul oluyor. Filmi mutlaka seyredin. Bence 30 milyon doları almalıydı!

Üniversitelerde yapılan buluşlar

Geçen gün CNNTürk‘te Akdeniz Üniversitesi Teknoparkında yer alan nano-en adlı bir firmanın önemli bir başarısından bahsediyordu. Çok kıymetli bir öğretim görevlisi arkadaşımın da bulunduğu Akdeniz Üniversitesi, benzeri başarılarıyla medyanın dikkatini çekiyor.

Teknoparktaki Nano-en‘in kadrosu üniversitenin bilimadamlarından oluşuyor ve dünyaca ünlü Olympus şirketinin lenslerini incelip hafifletmesini sağlayan bir kaplama icat etmişler. Ancak haberin sonunda öyle bir ayrıntı var ki kara kara düşünmeme neden oldu.

inovasyoncom

Şirket müdürü Nedim Erinç “Bilgimizi ortaya koyalım, ihtiyacı olan şirketlere arge satalım diye düşündük. Burada ürün üretmiyoruz, ürün üretmek için yola çıkmadık. Özellikle Türkiye’de katma değeri yüksek ürünlere ihtiyaç var. Nanoteknoloji de katma değeri yüksek ürünler üretmede bir fırsat. Bizim de bu konuda tecrübemiz var. Tecrübeyi ve yeteneği bir araya getirip şirketlere hizmet vermeye başladık. Şu anda yurtiçinde 5, yurtdışında ise 7 firmaya proje hazırladık. Şirketler çalışma sonunda bu ürünün patentini alıyorlar, ancak kullanılan teknolojiyi bulan biziz.” demiş.

Son cümlesine kadar çokta  güzel söylemiş. Ama çok merak ettiğim şey, bu kadar entellektüel insanın bilgi birikimi ve emeği ile elde ettikleri bir hazineyi nasıl olup ta firmalara “bir nevi” hediye ettikleri. Proje zaten ücreti karşılığı yapılıyor olabilir, ama bu projeyi gerçekleştirmek için icat ettiğiniz yöntem, cihaz, aparat, yeni bir kullanım şekli, projeyi satın alanın hiçbir katkısı yoksa sizin patentlemeniz gereken know-how’ınız.

Kaldı ki kanun nezdinde teknolojiyi bulan, patent hakkının sahibi olandır. Patent portföyü ise bu tür teknoloji şirketlerinin en büyük varlığı ve performans göstergesidir. Sahibi, patent hakkını hatrı sayılır bir meblağa satabilir, tek veya çok firmaya kiralayabilir (lisans) ancak patent almayı projeyi sattıkları firmaya bırakmanın stratejik bir hata olacağı düşüncesindeyim.

Patent maliyetlerini (Tübitak’ın patent hibeleri ve kredilerini saymazsak) yüksek bulmaları halinde ise en azından Olympus’un patent profesyonellerinin hazırlayacağı yüksek nitelikli bir patent başvurusunun ortak başvuru sahibi olmaları gerektiğini düşünüyorum. Böylece bu teknolojiyi kullanmak isteyen diğer üreticiler, Olympus’la birlikte size de başvurur ve yapacağınız bir anlaşma ile lisans gelirini paylaşabilirsiniz.

Türkiye’deki mevcut patent kanunu, akademisyenlerin üniversite imkanlarını kullanarak yaptıkları buluşların okula değil, akademisyene ait olduğunu söylüyor (Md. 41). Hak sahipliği ve gelir paylaşımı anlamında üniversite ile personeli arasında muhtemel bir sürtüşmeyi bertaraf eden (ancak üniversitelerin teknoloji transferini ve lisans gelirlerini imkânsız kıldığı için üniversite yönetimlerinin patente ilgilerini azaltan) bu düzenlemeye rağmen patent başvurusu yapmaksızın elde edilen tüm projeyi firmaya devretmenin altın yumurtlayan (lisans getirileri) tavuğun (patent) kesilmesi olduğu düşüncesindeyim.

Değerli hocalarım, çok kıymetli vakitlerinizi harcayıp elde ettiğiniz bilgilerin kamuya mâl edilmesi elbette insanlık için anlamlı. Yine de patentlenebilecek çalışmalarınızı firmalara lisanslayıp, inovasyona dönüşmesini sağlayarak çalışmalarınıza daha fazla kaynak sağlama opsiyonunu da mutlaka değerlendirmeniz gerektiği düşüncesindeyim.

Bakınız espacenet’te Olympus yazdığımda gelen 71.996 patent başvurusundan son yayınlanan Olympus ile Japon Keio Üniversitesinin ortak başvurusu.

(Patent haklarının tesis edilmesine yönelik bilgilendirilme konusunda desteğe ihtiyacı olan üniversite camiasına yardımcı olma konusunda her zaman gönüllüyüm.)

Google Translate, Türkçe Çeviri Hizmeti

google translateGoogle translate servisinde çevirisi yapılan dillere nihayet Türkçe’de eklenmiş. Inovasyon için yol gösterecek milyonlarca buluşu anlatan Espacenet gibi patent veritabanlarından, yabancı dil bilmediğinden yeteri kadar faydalanamayanlara duyrulur.

Krizde inovasyon

Referans’ta Nur Demirok’un bugünkü yazısında ilgimi çeken bölüm:

“Yanılmıyorsam 1929 krizini haber veren başlangıç dönemlerinde ünlü General Electric’in araştırma departmanı neon lambalarla ilgili bir ön buluş geliştirir. Yıllar önce bu teknikten Thomas Edison’a büyük dâhi Nikola Tesla uzun uzadıya bahsetmiştir. İcat bazı alışkanlıkları değiştirecek, modern yaşama katkılar sağlayacaktır. GE pazarlama (satış) grubu buluşa hemen sahip çıkar.

Lakin yaklaşmakta olan krizin günlük sorunlarıyla boğuşan GE maliye uzmanları bu işe para ayrılmasının bu aşamada gereksiz olduğunu söyler. Yönetim sonuçta finansçıları haklı bulur ve proje rafa kaldırılır. Tam 2 yıl sonra Fransız mucit Georges Claude ufak bir değişiklikle “Neon” adıyla sahneye çıkar. Böylece dev şirket GE tarihinin en büyük fırsatını kaçırır! Ve sonradan anlaşılır ki krizde gelecek için daima eşgüdüm gerekmektedir!”

Avrupada inovasyon zamanı

innova_europe_logoEurope Innova topluluğunun ikinci konferansı mevcut finansal kriz ve ivmelenen inovasyonun Avrupa Birliğini fırtınadan kurtarmak ve refahı arttırmaya dair nasıl yardımcı olabileceğine odaklandı.

Europe INNOVA topluluğunun ikinci konferansı için 30 farklı ülkeden 550 delege Lyon’da bir araya geldi. Toplantının katılımcıları kadar inovatif olduğu üç günlük toplantıda, AB’nin inovasyon destek ve politikalarının karşılaştığı ana sorunlar incelendi. Katılımcılar, finans kaynaklarına erişimin en etkin yolları, fikri mülkiyet hakları ve hızlı büyüyen şirket ve kümelenmelere destek sağlanması gibi bilginin başarılı iş fikirlerine ve uygulamalarına dönüştürülmesi için araçları tartıştı.

Devamı »

Yeşil inovasyon proje yarışması

yesil-inovasyon

İTÜ İşletme mühendisliği bölümünce yapılan yönetim bilimleri kongresi üniversite öğrencilerini “yeşil inovasyon”  konulu proje yarışmasına katılmaya davet ediyor.

Duyurum biraz gecikmiş olmakla birlikte internetten 12 Ocağa kadar başvurusu yapılıp 2 Şubat’a kadar teslim edilebilir. Detaylı bilgiye http://www.ybk.org.tr adresinden erişebilirsiniz.  

“Yeşil İnovasyon” – “Yeşillenen Değişim, Yenileşim” sloganıyla yola çıktığımız bu yarışma için hazırlayacağınız projelerinizin hangi alanlarda yenilik içerebileceğinin birkaç örneğini aşağıda görebilirsiniz. Çevre Dostu Teknoloji, Yeşil Tasarım, Geri Dönüşüm – Yeniden Kazanım, Kullanılmayan Kaynaklar için Alternatif Kullanım Alanları, Alternatif / Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Kullanımı, Enerji Verimliliği, Ulaşım Sorunlarına İnovatif Çözümler, Küresel Çevre Sorunlarına İnovatif Yaklaşımlar, Çevreci Üretim, Pazarlamada Yeşil İnovasyon Uygulamaları”

Kriz stratejisi

Bunu daha önce de yaşadık. O zaman şirketime, “Yatırım yapmaya devam edeceğiz, insanları çıkarmayacağız, onları Apple’a getirmek için çok uğraştık, yapacağımız son şey onları işten çıkarmak olacak. Araştırma geliştirme bütçemizi artıracağız ki düşüş bittiğinde rakiplerimizin ötesinde olacağız” demiştim. Ve tam olarak bunu yaptık. Ve işe yaradı.

Ve bu sefer de tam olarak bunu yapacağız.

Steve Jobs’un krizle ilgili Fortune dergisine yaptığı yukarıdaki açıklamayı  Farketing‘te okudum ve buradan da paylaşmam gerektiğini düşündüm. Kriz döneminde ar-ge faaliyeti için nereden destek bulalım sorusuna sanayi bakanlığının Ar-ge teşvik yasası güzel bir cevap.

Ar-ge teşvik kanunu mutlaka değerlendirilmesi gereken bir fırsat. Kriz sonsuza kadar devam etmeyecek ve krizden çıkıldığında önde olmanın yolu, şimdiden hazırlık yapmaktan geçiyor.

4leafAr-ge faaliyetlerinin desteklenmesi ile ilgili teşvik yasası, yönetmeliğe buradan, ar-ge merkezi başvuru formu ve kılavuzuna ise buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca kriz döneminde büyük avantajlar sağlayan olan rekabet öncesi ar-ge işbirlikleri (örneğin, ortak platform geliştirme projeleri) ile ilgili kılavuza buradan, formlara ise buradan erişebilirsiniz.

(Tamamını zip dosyası olarak indirmek için tıklayın)

Futuristler Zirvesi 2008

Edit: 21. 11.08 Zirve bugün. Milliyet’in konuya özel sayfasından detaylı bilgi alabilirsiniz. http://www.milliyet.com.tr/futuristlerzirvesi/?ver=8392139

Dünyanın en ünlü fütüristlerinin konuşmacı olarak katılacağı Türkiye’nin ilk Fütüristler Zirvesi 21 Kasım 2008’de İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek zirveye Türkiye ve dünyadan binin üzerinde katılım olması bekleniyor.

“Fütüristler Zirvesi’nden sonra gelecek algınız asla eskisi gibi olmayacak” sloganıyla “gelecekte Türkiye’yi ve dünyayı neler bekliyor?” sorusuna yanıt verilecek zirveye günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak kabul edilen dünyanın en ünlü fütüristi ve gelecek tasarımcısı Jacque Fresco ana konuşmacı olarak katılacak. Sahip olduğumuz bilgi ve teknolojiyi doğru kullanarak kurulacak yeni uygarlığın nasıl olacağını uzgören tasarımlarıyla tanınan Jacque Fresco, dünyanın önde gelen çok sayıda önemli kurumuna danışmanlık yaptı. Açlık, fakirlik, savaş gibi büyük insanlık sorunlarının engellenebilir ve kabul edilemez olduğuna inanan 92 yaşındaki Jacque Fresco, daha iyi bir gelecek inşa etmemizin mümkün olduğunu savunarak, sadece konuşmak yerine, somut öneriler geliştirmesiyle dikkat çekiyor.

Fütüristler Zirvesi 2008’de Jacque Fresco’nun yanı sıra kişisel gelecek planlama metodunun yaratıcısı Dr. Verne Wheelwright, kişisel gen analizleriyle daha uzun daha sağlıklı ve daha genç geleceğin temellerini atan Dr. Serdar Savaş ve şiirleri, denemeleri ve eğitimleriyle geleceği yorumlayan şair Yelda Karataş da birer konuşma yapacaklar.

Açılış konuşmaları M-GEN Gelecek Planlama Merkezi kurucusu Ufuk Tarhan ve Tüm Fütüristler Derneği Başkanı Alphan Manas tarafından yapılacak Fütüristler Zirvesi, uluslararası katılıma da açık olacak.

Yeni fikirler, yeni işler

2005 yılından beri ODTÜ ve ODTÜ-Teknokent tarafından başarıyla organize edilen ve Elginkan Vakfı’nın sponsor olduğu yeni fikirler, yeni işler (Y2Fİ) yarışmasını kazananlar 15 Kasım’da açıklandı.

Projelerini sunan 107 grup arasından birinciliği kazanan, mayınların genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalarla tespit edilmesini sağlayan “Biyolojik Mayın Tespit Sistemi” projesi ile Biyonesil grubu. Proje, hem büyük ödül hem de SSM özel ödülünü kazandı.

Sıla Toksöz, Ledun Akyüz, Ajsa Reka ve Laila Akhmetova’dan oluşan ekip web sitelerinde bundan sonrası için hedeflerini şu şekilde açıklamış:

“Mayın tespit sistemini tam olarak geliştirmemizin ardından asıl hedefimiz genetik olarak modifiye edilmiş mikroorganizmaları kullanarak mayınların bozunmasını gerçekleştirmek; böylece düşük maliyete toprağı mayınlardan ve kimyasal maddelerden temizlemek ve arazilerin tarıma açılmasını sağlamaktadır.  Biyoteknoloji tabanlı kuracağımız şirketimiz için, bu projemiz dışında çevre ve su temizliği, hastane sterilizasyonu ve başka tespit sistemleri de geliştirmekteyiz. Türkiye’de biyoteknoloji alanında olan boşluğu doldurmayı ve en iyisi olmayı hedefliyoruz.”