Doğrulama amacıyla; retina, iris, ses, el ve yüz desenleri gibi insan vücudu karakteristiklerini ölçmek ve analiz etmek için çeşitli teknolojiler bulunuyor. Bu teknolojiler geçtiğimiz yıllarda hatta yüzyılda sürekli geliştirildi.

İlk ve hala en yaygın olarak kullanılan biyometrik karakteristik parmak izi. Parmak izi kayıtlarının ilk göstergeleri 4.000 yıl öncesine kadar gitmekte ve milattan önce 300 yıllarında Çinli mahkemelerin hırsızlık davalarında delil olarak el izi kullandığı biliniyor.
Parmak izlerinin her bir bireye özgü ve eşsiz olduğunu 18. yüzyılın sonlarında fark eden ilk batılı bilim adamı Alman anatomist J.C. Mayer’dir. Buna rağmen bu parmak izlerinin polis kayıtlarında ve mahkeme sisteminde yer alması 100 yılı bulmuştur.
1880′de Dr. Henry Faulds parmak izlerinin suçların çözülmesinde yardımcı
olacağını belirtmiştir. Kalküta’da dünyanun ilk parmak izi bürosunda çalışan iki Hintli polis memuru, Azizül Hak ve Hem Chandra Bose 1897′de ilk parmak izi sınıflandırma sistemini geliştirirler. Bu sistem, daha sonra patronları Sir Edward Henry tarafından İngiltere’de yaygınlaştırılır. Buradan tüm dünyaya yayılır.
Günümüzün parmak izi okuyucuları, parmak izi deseninin sayısal bir resmini elde ederek, bunu veritabanlarında saklamaktadır. (FBI veritabanında 45 milyon kişinin parmak izi bulunuyor). Bununla birlikte, büyük ölçekli parmak izi toplama konusundaki artan eğilim veri koruma ve kişisel bilgilerin gizliliği savunucularını endişelendiriyor.
Bunun yanında, geçenlerde akademik çevreler, yargıçlar ve medya parmak izinin hukuki geçerliliğini yeniden tartıştı. Çok düşük bir hata oranına rağmen parmak izi kıyaslama subjektif bir durum. Bilgisayarlar iki iz arasındaki en iyi ayrımı yapamıyor. Görev ancak insanlar tarafından yapılabiliyor ve yapan kişilerin eğitim seviyesi birbirinden farklı. Bu bir zamanların hukuki altın standardı olan parmak izinin delil olarak kullanımını ihtilaflı hale getiriyor.
Bilimsel destek açısından kimlik teknolojisinin en güvenilir formlarından biri DNA izi. Sir Alec Jeffreys, DNA profilinden ilk olarak 1985′te bahsetti. Günümüze kadar sürekli geliştirildi ve bugün suç dosyaları kadar jenerik ilişkilerde (ebeveynlik testleri) de kullanılıyor. En yaygın kullanılan DNA izi metodu 1990′ların ortalarında popüler olmaya başlayan STR analizidir. O günlerden itibaren birçok ülke kapsamlı DNA veritabanları kuruldu.
Ancak DNA izi doğruluk derecesi bile iris esaslı araştırmaların geçtiğimiz 10 yıl içerisindeki muazzam artışını durduramadı.
1949′da İngiliz oftalmolojist (göz mütehassısı) James Doggart karmaşık desenleri nedeniyle irisin yeni parmak izi olabileceğini belirtti. Daha sonra iris tanıma bilim kurgu filmlerine konu olmaya başladı. Yeni bir biyometrik karakter olarak ise retina veya gözün arkasında uzanan doku gündeme geldi.
1930′ların ortasında bahsedilen retina tarama, 1970′lerin donunda Robert “Buzz” Hill tarafından geliştirilen ilk retina tarayıcı cihazı ile gerçekleşti. Cihaz, her bireyin retinasındaki kan yollarının eşsiz desenini yakalıyordu. Retina tarama, devlet kurumları ve hapishanelerde, ATM’lerde kimlik tanımlama ve hırsızlığının engellenmesi amacıyla kullanıldı.
Ancak bilim adamları iris tanımayı bir bilim kurgu olmaktan çıkartmakta kararlıydı. Parçaları bir araya getirmeye çalışan ve Cambridge üniversitesinde bir bilgisayar uzmanı olan John Daugman, çok sayıda engel olmasına karşın iris üzerindeki dağınıklığın, gözü yeni elektronik parmak izi yapacağı görüşündeydi.

Daugman 1990′da tersine tip yaklaşım içeren bir iris tanımlama algoritması geliştirdi. İris tanımlama algoritması, ilk olarak gözün bir fotoğrafından irisin dış çeperini tanımlamaktaydı. Sadece irisi içeren piksel seti, iki irisin istatistiki olarak anlamlı bir kıyaslamasını sağlamak için gerekli bir bit desenine çevrilmekteydi.
Daugman’ın algoritmasını içeren kameraya bakıldığında, bir şahıs simültane olarak kendi gözünün resmi için yapılan istatistiki bağımsızlık testinden “kalır” iken diğer bütün gözlere karşı testi “geçme” garantisine sahiptir. Bu işlem nefes kesici bir hızla gerçekleştirilir. Sistem bir irisi,bir milyon diğer iris ile kıyasladığında algoritmanın çalışma hızı kabaca bir saniye sürer.
İrisle ilişkili araştırmaların çoğu iris tanımayı uzak mesafelerden (10 metre ve üzeri) gerçekleştirmeye çalışır ve havaalanlarında gizli güvenlik uygulamalarında kullanılmak için geliştirilir. Son teknolojiler aynı zamanda yürüme hızındaki birinin iris kamerası önünden geçişi gibi hareket halindeki bireyleri hedef almaktadır.

Bu teknoloji sıkı havaalanı güvenliği ve sınır kontrol noktaları kurmak isteyen hükümetler nezdinde de gittikçe popülerleşiyor. FBI’da güvenlik ve anti-terör amaçlı olarak biyometrikte inovasyona dönüş için hevesli. FBI desteği ile Batı Virginia Üniversitesi 2008′de yeni nesil biyometrik uzmanları yetiştirmek üzere biyometrik sistemlerle ilgili bir lisans programı başlattı.
Bu aynı zamanda biyometrik ile ilgili ihtilafların süreceği anlamına geliyor. Veri koruma ve özel hayatın gizliliği taraftarları ise kamu güvenliği ile devletlerin “Big Brother” haline gelmemesi arasındaki ince hattın aşılmadığına emin olmaya çalışıyor.
Kaynak: epo.org, Çeviri: inovasyon.com
Kategorisi: icatlar | Etiketlendi: güvenlik, retina, tarayıcı
