Geçen gün CNNTürk‘te Akdeniz Üniversitesi Teknoparkında yer alan nano-en adlı bir firmanın önemli bir başarısından bahsediyordu. Çok kıymetli bir öğretim görevlisi arkadaşımın da bulunduğu Akdeniz Üniversitesi, benzeri başarılarıyla medyanın dikkatini çekiyor.
Teknoparktaki Nano-en‘in kadrosu üniversitenin bilimadamlarından oluşuyor ve dünyaca ünlü Olympus şirketinin lenslerini incelip hafifletmesini sağlayan bir kaplama icat etmişler. Ancak haberin sonunda öyle bir ayrıntı var ki kara kara düşünmeme neden oldu.
Şirket müdürü Nedim Erinç “Bilgimizi ortaya koyalım, ihtiyacı olan şirketlere arge satalım diye düşündük. Burada ürün üretmiyoruz, ürün üretmek için yola çıkmadık. Özellikle Türkiye’de katma değeri yüksek ürünlere ihtiyaç var. Nanoteknoloji de katma değeri yüksek ürünler üretmede bir fırsat. Bizim de bu konuda tecrübemiz var. Tecrübeyi ve yeteneği bir araya getirip şirketlere hizmet vermeye başladık. Şu anda yurtiçinde 5, yurtdışında ise 7 firmaya proje hazırladık. Şirketler çalışma sonunda bu ürünün patentini alıyorlar, ancak kullanılan teknolojiyi bulan biziz.” demiş.
Son cümlesine kadar çokta güzel söylemiş. Ama çok merak ettiğim şey, bu kadar entellektüel insanın bilgi birikimi ve emeği ile elde ettikleri bir hazineyi nasıl olup ta firmalara “bir nevi” hediye ettikleri. Proje zaten ücreti karşılığı yapılıyor olabilir, ama bu projeyi gerçekleştirmek için icat ettiğiniz yöntem, cihaz, aparat, yeni bir kullanım şekli, projeyi satın alanın hiçbir katkısı yoksa sizin patentlemeniz gereken know-how’ınız.
Kaldı ki kanun nezdinde teknolojiyi bulan, patent hakkının sahibi olandır. Patent portföyü ise bu tür teknoloji şirketlerinin en büyük varlığı ve performans göstergesidir. Sahibi, patent hakkını hatrı sayılır bir meblağa satabilir, tek veya çok firmaya kiralayabilir (lisans) ancak patent almayı projeyi sattıkları firmaya bırakmanın stratejik bir hata olacağı düşüncesindeyim.
Patent maliyetlerini (Tübitak’ın patent hibeleri ve kredilerini saymazsak) yüksek bulmaları halinde ise en azından Olympus’un patent profesyonellerinin hazırlayacağı yüksek nitelikli bir patent başvurusunun ortak başvuru sahibi olmaları gerektiğini düşünüyorum. Böylece bu teknolojiyi kullanmak isteyen diğer üreticiler, Olympus’la birlikte size de başvurur ve yapacağınız bir anlaşma ile lisans gelirini paylaşabilirsiniz.
Türkiye’deki mevcut patent kanunu, akademisyenlerin üniversite imkanlarını kullanarak yaptıkları buluşların okula değil, akademisyene ait olduğunu söylüyor (Md. 41). Hak sahipliği ve gelir paylaşımı anlamında üniversite ile personeli arasında muhtemel bir sürtüşmeyi bertaraf eden (ancak üniversitelerin teknoloji transferini ve lisans gelirlerini imkânsız kıldığı için üniversite yönetimlerinin patente ilgilerini azaltan) bu düzenlemeye rağmen patent başvurusu yapmaksızın elde edilen tüm projeyi firmaya devretmenin altın yumurtlayan (lisans getirileri) tavuğun (patent) kesilmesi olduğu düşüncesindeyim.
Değerli hocalarım, çok kıymetli vakitlerinizi harcayıp elde ettiğiniz bilgilerin kamuya mâl edilmesi elbette insanlık için anlamlı. Yine de patentlenebilecek çalışmalarınızı firmalara lisanslayıp, inovasyona dönüşmesini sağlayarak çalışmalarınıza daha fazla kaynak sağlama opsiyonunu da mutlaka değerlendirmeniz gerektiği düşüncesindeyim.
Bakınız espacenet’te Olympus yazdığımda gelen 71.996 patent başvurusundan son yayınlanan Olympus ile Japon Keio Üniversitesinin ortak başvurusu.
(Patent haklarının tesis edilmesine yönelik bilgilendirilme konusunda desteğe ihtiyacı olan üniversite camiasına yardımcı olma konusunda her zaman gönüllüyüm.)
Kategorisi: Yorum, haberler | Etiketlendi: akademik, üniversite, nano, nanoteknoloji

