573.178

SIPOÇin patent ofisinin (SIPO) yayınladığı bilgilere göre, 2006 yılında Çin’de yapılan patent başvuruları geçen yıla göre %20 artarak toplam 573.178 adet (beşyüzyetmişüçbinyüzyetmişsekiz) olarak gerçekleşti.Çin patent ofisi binası Bu rakama yeni buluşlar için yapılan başvuruların yanı sıra yeni endüstriyel tasarım başvuruları da dahil. Çin’de yapılan başvurularda, 102.836 müracaat diğer ülkelerden, 470.342 başvuru ise Çin’de yerleşik firmalardan geldi. Çin’de en çok patent başvurusu yapan yabancı ülke Japonya olurken, onu ABD ve G.Kore takip ediyor.

Nasıl?Elbette bu rakamlar Çinlilerin 2006′da teknolojide %20 büyüdüğü anlamına gelmiyor. Dünyada yıllık toplam patent başvurusu yapılan buluş sayısının 1 milyon civarında olduğunu düşündüğümüzde nasıl oluyor da Çin’den bu kadar patent başvurusu çıkıyor?

Geçenlerde, Çin-ABD arasındaki ticaret açığının Çin’in lehine büyük artışlar kaydettiğini gösteren açıklamaların hemen ardından, ABD, Çin’in fikri mülkiyet hakları konusunda hassas davranmadığı ve patent ile telif haklarının ihlaline karşı etkin önlemler almadığı gerekçesiyle Dünya Ticaret Örgütü’ne iki şikayette bulundu. Çin patent ofisi başkanı China vs USAise ABD’nin, Çin’in bu konuda attığı çok sayıda adımı görmezden gelerek heveslerini kırdığı içerikli ilginç bir açıklama yaptı.

Tom Peters’in Türkiye’ye geldiğinde, yaptığı sunumda ifade ettiği bir durum vardı. Çin, bugünkü ucuz işgücünden kaynaklanan üretim atılımını sadece 200 milyon insanla gerçekleştirdi ve daha tarlalardan kente göçmeyi bekleyen 1 milyar insan var. Ucuz işgücünün, Çin’in iç talebiyle zamanla ortadan kalkıp rekabet şartlarının dengeleneceğini unutun!

Bunun farkında olan gelişmiş ülkelerin global şirketleri, Çin’de üretim merkezleri kurup, kendi ar-ge’leri ve markalarını güçlendirerek Çin’i bir tehditten fırsata çevirmeye çalışıyor. Ancak ucuz işgücünün keyfini(!) sürerken, kabus başlıyor. Taklit. Bunu durdurabilmelerinin tek yolu ise Çin’in, yeni ürünler geliştiren firmaların patent haklarına saygı duyması. Çin’i fikri mülkiyet hakları ihlalleri konusunda daha agresif olmaya zorlamaları işte bu yüzden. Aksi taktirde, Çinli firmaların başkalarının haklarına saygı duymadan yaptığı kopyalardan elde ettiği korsan ürün gelirleriyle beslenen bir yapı, gelişmiş ülkelerin kendi elleriyle doğurduğu bir frankenstein’dan farksız olabilir. Bakın son dört yıldır dünyanın en büyük mal ihracatçısı olan Almanya, taklit ürünler yüzünden yıllık 25 Milyar Euro kaybettiğini (bir başka ifadeyle taklitçilerin kazandığını) söylüyor.

Çin’in ise, Dünya Ticaret Örgütü eliyle önüne yeni bir set çekilmesi korkusu zamanla istenen konularda daha aktif önlemler almasına neden olabilir. Çin Seddiİşte Çin’deki inanılmaz patent sayıları (ki yerli patentlerinin pekçoğu uluslararası firmaların o ülkedeki yatırımlarının buluşları) bir anda inanılmaz bir inovasyon potansiyelinin patlamasından ziyade, Çin gelecekte önlem alır ümidini taşıyan firmaların geleceğe yaptıkları birer yatırım veya aldıkları bir piyango biletinden ibaret.

Bu arada yukarıdaki yazıdan Çin’in inovasyon konusunda hiç adım atmadığı düşünülmesin. Yabancı sermaye düşmanlığı yapmadan, kendi ülkesine yatırım yapan bu yaratıcı insanlardan öğrendikleri çok şey var. Bu ise, kendi ayakları üzerinde durup, gelişmiş ülkeler gibi yeni teknolojiler geliştirmelerini, bir inovasyon modeli kurmalarını sağlayacak.

Ülkemizde de firmaların -biraz zorlama ile de olsa- inovasyonu hayata geçireceklerine inanıyorum. Buna inanmamda iki neden var. Biri ortamın düşük kur ve ihracat baskısı ile yüksek katma değerli ürün hayata geçirme, dışarıya satmaya zorlaması ve Tübitak gibi politika belirleyici otoritelerin teknoloji geliştirmek isteyenlere teşviklerle uygun zemin hazırlaması, diğeri ise ülkemize gelen yabancı sermayeli dünya devlerinin, kendi inovasyon odaklı kültürlerini bizim yapımıza, hem çalışanları hem tedarikçileri kanalıyla aşılaması. Üstelik Çin’deki gibi ucuz işgücüne dayanmayan bir model ortaya koymamızın ülke imajımız açısından da olumlu olduğu kanaatindeyim. Tek korkum, kendi bindiği dalı kesmeye eğimli, marjinal bir kitlenin bu trendi bozmak için birşeyler yapmaya yeltenmesi. Dünya ile entegregrasyonumuz arttıkça normalleşmemiz ve gelişmemiz sürecek.

Yorum yapın