İnsanlar uzay yolu filmlerindeki gibi tek tip ve gece gündüz hiç üstünden çıkarmadıkları elbiselere geçinceye kadar bu sorunun cevabı hayır.
Sorumuzu tekstil daha ne kadar kan kaybedecek şeklinde revize etmemiz gerek. Zira Çin’in yükselişi dengeleri alt üst edecek diye bas bas bağırıyorken korktuğumuz başımıza geldi. Hükümet sıkı reform uygulaması arasında bence önemli bir teşvik verdi. KDV oranlarını indirdi. Ama hala her yerde, borçtan sırtını doğrultamamış bu ülkenin enerji fiyatlarını düşürüp yüksek istihdam vergilerini aşağı indirmesi bekleniyor.
İşin daha da kötüsünü söylüyorum. Hükümet olmazı başarsa ve bunu yapsa bile yetmeyecek. Bir süre sonra daha çok ve daha çok taviz istenecek. Türkiye’de çalışan maaşlarını Çin’deki seviyelere indirmediğiniz ve hiç vergi almadığınız sürece biz bunlarla rekabet edemeyiz denecek. (En azından içlerinden diyecekler)
Sorun burada. Sorun yanlış kulvarda rekabet peşinde koşmamızda. Çin ile rekabeti unutun. Çin’in bulunduğu yerlerden kaçıp yüksek katma değerli ürün üretmeye odaklanın. Ama bunun için büyük bir zihniyet değişimi gerekiyor.
Ticaret ve Sanayi odaları, birlikler hükümet nezdinde lobi faaliyeti yürüteceğine deneysel geliştirme için laboratuarlar kurmalı, ortak ileri teknoloji hedefleri belirlemeli ve tekstilciler de farklılaşmanın, markalaşmanın, inovasyonun (yenilikçilik) peşinde koşmalı.
Ama bunu nasıl yapacaksınız? Ya ortak olarak gelişmiş tekstil teknolojisi laboratuarları kurup bunun geliştirdiği yeni malzemeleri, örme, dokuma, boya tekniklerini hem kullanıp hem lisans satacaksınız ya da hemen şimdi kendi firmanızda patentleri araştırıp yenilik fırsatlarını yakalayacak bir iki kişi istihdam edeceksiniz.
Yenilik ve markalaşma ile kefeni yırtmazsanız solunum makinesine bağlı olarak nereye kadar ilerleyebilirsiniz ki… (Yazı biraz tepkisel olabilir, ama kdv indirimi yetmez şu da olsun bu da olsun diyenler arasında bir tanesi kalkıp yahu nasıl markalaşacağız, nasıl yeni ürün geliştireceğiz biri yol göstersin demiyor. Biraz insaf)
Tartışma girildi